Ben Tayyip Erdoğan’a ve Devlet Bahçeli’ye güveniyorum

TBMM İçişleri Bakanı Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, AK Parti Beyoğlu İlçe Danışma Meclisi’nde konuştu:

“Biz ne dünün partisiyiz. Ne 20 yılın partisiyiz. Ne 30 yılın partisiyiz, ne 50 yılın partisiyiz. Biz ne 20 yılın önümüzdeki partisi olacağız, ne 50 yılın önümüzdeki partisi olacağız, ne 100 yılın önümüzdeki partisi olacağız.

… Siz bugün Tayyip Erdoğan’a yakışan bir manzara bugün ortaya koyuyorsunuz. Siz şu topluluğunuzla beraber, kadınlarınızla, teşkilat mensuplarınızla birlikte 15 Temmuz şehitlerine yaraşır ve yakışır bir manzara ortaya koyuyorsunuz. Siz bizim ecdadımız olan Osmanlı’ya ve Selçuklu’ya yaraşır ve yakışır bir manzara ortaya koyuyorsunuz. Siz sadece burada Beyoğlu Teşkilatı’nın mensupları değilsiniz. Siz Semerkant’tan Buhara’ya, Medine’den Mekke’ye, Bağdat’tan Kabil’e kadar, Aşkabat’a kadar Türk ve Müslüman dünyasının yakışan bir manzara ortaya koyuyorsunuz. Allah sizden razı olsun. Bunu çok net bir şekilde söylüyorum. Cuma akşamındayız. Bir sonbahar akşamındayız. Biz burada alelade bir danışma meclisi ortaya koyabilir olurdu. Ama biz burada alelade bir danışma meclisi ortaya koymuyoruz.

Arkadaşlarımızla biraz önce söyledik. Değme siyasi partilerin bir kongreleri gibi bir danışma meclisi ortaya koyulur. Allah razı olsun. Sağ olun. Sağ olun. Hepinize teşekkür ediyorum.
Biz ne dünün partisiyiz. Ne 20 yılın partisiyiz. Ne 30 yılın partisiyiz, ne 50 yılın partisiyiz. Biz ne 20 yılın önümüzdeki partisi olacağız, ne 50 yılın önümüzdeki partisi olacağız, ne 100 yılın önümüzdeki partisi olacağız. Recep Tayyip Erdoğan, sadece bugün iktidarı idare eden bir siyasi partinin lideri değildir; Recep Tayyip Erdoğan, Medine’nin ve Mekke’nin bize emanet ettiği inancın lideridir. Recep Tayyip Erdoğan, Osman Gazi’nin, Orhan Gazi’nin, Ertuğrul Gazi’nin bize emanet ettiği büyük bir davanın lideridir. Siz burada konuşacaksınız; Konuşmayı daha fazla yapacaksınız. Siz gelecek nesillerinizle konuşacaksınız.

Anlatacaksınız. Bu davayı yarıda bırakmayacağız. Bu davayı ilelebet devam ettireceğiz. Ta nereye kadar? Nasıl Ayasofya’da namazımızı kılmışsak, nasıl gözümüzün nuru Şam Emevi Camii’nde namazımızı kılmışsak; Allah bu millete, İslami ümmetine, Türk milletine nasip edecek ve Mescid-i Aksa’da namazımızı kılıp oradan bütün İslam dünyasına Allah-ü Ekber diyene kadar… Bunu şimdi için söylüyorum. Yolumuz uzundur. Hiç endişe etmeyin. Hiçbir eleştiride yeğise kapılmayın. Şunu mu eksik yaptığınız demeyin. Bu ülke çok zor zamanlardan geçti. Çok sıkıntılı dönemlerden geçti. Benden hepiniz daha iyi biliyorsunuz. Memleketimizin hangi şartlardan, hangi zeminlerden, aramızdaki konuşmaları birisi duyacak diye endişeye kapıldığımız günlerden, her 10 yılda bir kafamıza vurulan darbe dipçiğinden, değerlerimizin, inançlarımızın, birbirimize olan bağımlılığımızın, sadakatimizin sürekli olarak örselenmesinden. Ayağa kalkmaya çalıştığımız zaman her zaman batının yukarıdan aşağıya tokmağıyla beraber yine bizi oturttuğu o günlerden buralara nasıl geldiğimizi biliyoruz. Hiç endişe etmeyin. AK Parti’yle gurur duyun. AK Parti’ye güvenin. Tayyip Erdoğan’la gurur duyun. Tayyip Erdoğan’la güvenin. Biz bugünü yönetmiyoruz. Biz geleceği yöneten bir liderin peşindeyiz hep beraber. Biz bugünü yönetmiyoruz. 50 yılın, 100 yılın, 150 yılın, 200 yılın, 250 yılın, 3 asrın, 4 asrın mayasını çalıyoruz şu anda. Bizden alınanları, yitiklerimizi bulmaya çalışıyoruz. Bizden kaptıklarını yeniden bu coğrafyaya, etrafımızdaki coğrafyaya getirmeye çalışıyoruz. Bunu siz sağladınız. Hiç, ama hiç tevazuunuzdan vazgeçmeyin. Ama bunu da unutmayın: Bu ülkede, bu ülkenin Başbakanını astılar; Siz korkmadınız ve ürkmediniz. Bu ülkede cumhurbaşkanları hapse attılar; Siz korkmadınız ve ürkmediniz. Bu ülkede hapislere gönderdiler insanları; sadece siyasi partilerin genel başkanları oldukları için.

Korkmadınız ve ürkmediniz. Bu ülkede insanları kıyafetlerinden dolayı kamuya almadılar. Hakim yapmadılar, öğretmen yapmadılar, polis yapmadılar, savcı yapmadılar. Bu ülkede insanları kamusal alanlara sokmak istemediler. Ürkmediniz ve korkmadınız. Sadece inancınızdan dolayı değil insan yaratılmışların en şereflisidir. Bunun insana yapılmış bir hakaret olduğunu kabul ettiğiniz için herkesin hakkını sonuna kadar savunan bir anlayış ortaya koydunuz. Böyle itilince yıkılan bir siyasi parti; itilince yıkılan bir hükümet istediler her zaman. İstikrarsız, ekonomide zayıf olan, kırılgan olan bir iktidar, bir hükümet, bir siyaset arzu ettiler.

Size şunu söylemek istiyorum. AK Parti kuruluş felsefesini hiçbir zaman unutmayalım. Ben AK Parti’ye sonradan geldim. Ama ben Türk siyasi hayatının, yakın siyasi hayatının nasıl işlevsel olduğunu; nerelere, hangi sütunların üzerine oturduğunu sizin kadar bilen bir kardeşinizim. AK Parti, belediye almak için, belediye yönetmek için iktidara gelmedi. AK Parti’nin iktidara gelmesinin ve milletin AK Parti’yi görevlendirmesinin birtakım sebepleri var. Çünkü bu millet vesayetten yılmıştı. Yargı vesayetinden yılmıştı. Bu millet medya vesayetinden yılmıştı. Sabahtan akşam kadar bize ve değerlerimize bu toprağın bütün birikimlerine hakaret ediyorlardı. Bu vesayetin yerle yeksan edilmesi lazımdı. Bu millet sermaye vesayetinden yıkılmıştı. Dernekler bir araya geliyor. TÜSİAD’ı bilmem nesi… Hepinize, herkese, bu millete ve bu milletin evlatlarına yukarıdan aşağıya talimatlar veriyorlardı. Millet dedi ki AK Parti’ye: sen kuruluyorsun. Recep Tayyip Erdoğan sen liderisin. Bu vesayeti paramparça edeceksin. Siz bu vesayeti paramparça ettiniz. Yargı vesayetini paramparça ettiniz. Sermaye vesayetini paramparça ettiniz. Askeri vesayeti paramparça ettiniz. Medya vesayetini paramparça ettiniz.

İkinci bir görev daha verdi AK Parti’ye. Bu millet verdi. 2002’de iktidara getirirken “ben sana bir görev daha vermek istiyorum” dedi. Verdiği görev elbette ki bir daha Türkiye’ye yıkılınca düşünen bir ülke olmasın dedi. Türkiye’nin altyapısını iyi bir şekilde yap. İkinci görevi buydu. Yetmedi cesareti Menderesin; daha sonrakilerin de yetmedi. Demirel’in de Erbakan’ın da cesareti, gücü yetmedi. Çünkü Türkiye’nin altyapısı kuvvetli değildi. Bugün Türkiye’nin altyapısı kuvvetli… Biraz önceki videoda var. Bugün 81 ilimizde üniversite var. Bugün yaklaşık 270 yetmiş baraj, 290 baraj, 1270 baraja çıktı. Dünyanın en büyük büyük 5 barajından birisi bizde. Bizim altyapımız var. İstanbul Havalimanı’ndan, Türkiye’nin birçok havalimanına kadar altyapısını kuvvetlendiren bir ülke var. Hastanelerimiz, şehir hastanelerimiz, bu ülkenin bir taraftan yenilenebilir enerji kaynakları, bir taraftan Gabar’da çıkan petrolünden Sakarya gaz sahasında çıkan doğal gazına kadar Türkiye’nin altyapısı kendi adına bir noktaya gelmiş oldu. Türkiye’nin altyapısı kuvvetlenmeye başladı. Savunma sanayinde elimiz açmışız başkasına. Verirsen terörle mücadele ederiz diyorduk.

Ben bu ülkede İçişleri Bakanlığı yaptım. Afrin harekâtını bugün gibi hatırlıyorum. Biz Afrin’e girdiğimiz zaman Batı, Amerika, Kanada size hiçbir şey vermeyeceğiz dediler. Mühimmat vermeyeceğiz dediler. Size kamera vermeyeceğiz, İHA’larınız çalışmayacak dediler. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu ülkenin Türk mühendislerine talimat verdi ve dedi ki “bizi onlara muhtaç etmeyin.” Bu ülkede öyle bir altyapı oluşturdunuz ki Batıya hiçbir şekilde muhtaç olmadan kendi savunma sanayimizi Allah bize kurmaya nasip etti. Siz bu ülkenin altyapısını kuvvetlendirdiniz. Öyle vururuz da yıkarız; öyle bir fiskeyle sarsılabilen bir Türkiye değil. Onun için bu millet 15 Temmuz’da kendi geleceğini tekrar ayakta tutabilmek için Tayyip Erdoğan’a, ülkesine de, milletine de, devletine de AK Parti iktidarına da sahip çıktı….

Ama biz millete borçluyuz aynı zamanda. Çünkü hiçbir zaman bizi yanlış bırakmadık. Bu coğrafyada 25 yıllık bir iktidar mucizedir mucizenin ötesidir. Herkesin eli bu coğrafyada. İsrail’in yaptıklarını görüyoruz. Amerika’nın yaptıklarını görüyoruz. Batı’nın yaptıklarını görüyoruz. Bize kurdukları her türlü tezgahı, her türlü oyunu görüyoruz. Küresel sağanağı görüyoruz. AK Parti bunu da becerdi. Siz becerdiniz.

Bu toprakların şifresi: Milli irade ve istikrar.

Bu toprakların şifresi bellidir: Milli irade ve istikrar. Siz ikisini de sağladınız. Bir taraftan milli iradeye sımsıkı sahip çıktınız.

Hanımefendiler burada. Gençler burada. Sokak sokak gezdiniz. Bazen kapıları kapattılar yüzlerimize. Üzüldünüz. Kırıldınız. Ama yüksünmediniz. Yine o insanların kapısına gittiniz. “Sizin geleceğiniz için sizden oy istiyoruz” dediniz. Biz bunu gerçekleştirdik. Bu çok büyük bir iştir. Bunu çok net bir şekilde söylüyorum. Üçüncüsü, birincisi vesayet, ikincisi altyapı; üçüncüsü, Türkiye’nin alt gelir grubunu orta seviyeye ve üst seviyeye yükseltmekti. Bunu da başardınız. 3000 dolardan Türkiye’yi bugün 17 bin dolar. Hadi %10 enflasyondu vs.; 15 bin dolar seviyesinde bir Türkiye getirdiniz. Bugün Allah’a şükürler olsun. Elbette ki Türkiye AK Partisi itibariyle, alt gelir seviyesinin ortaya, orta-üst gelir seviyesine yükselmesi konusunda AK Parti büyük bir adım attı ve bunu gerçekleştirdi. Ve bunu gerçekleştirmeye de devam edecek. Aynı zamanda dilimi içerisinde Avrupa 6 trilyon dolardan 18 trilyon dolara yükseldi. Amerika 10 trilyon dolardan 28 trilyon dolara yükseldi. Ancak 2.6 kat yükseldiler. Biz şu anda 5 kat yükseldik. İlk kez 300 yıldan beri ilk kez makasımızı daraltıyoruz çeyrek asırdır. Avrupa’yla makasımızı daraltıyoruz. Onlar yukarıdan aşağı gidiyorlar. Amerika sarsılmış ne yapacağını bilmiyor. Çin’den Doğu’dan ciddi bir şekilde ürküntü ve korku ortaya koyuyor. Bürokrasinin tekelinde kalmışlar. Avrupa bürokrasinin tekelinde kalmış. Amerika bürokrasinin tekelinde kalmış. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. İlk kez yakaladık onları. Neyle yakaladık? İstikrarla. Çeyrek asırdır bir istikrarla. 90’la 2000’li yıllar arasında hepiniz biliyorsunuz. Terör var.

Ekonomik sıkıntılar, ekonomik krizler var. Siyasal istikrarsızlık var, deprem var. Neredeyse Türkiye’ye 10 yıl yaşatmadıkları hiçbir şey kalmadı. Çeyrek asırdır her türlü üzerimize gelmeden rağmen büyüme istikrarımızı bozmadık. Türkiye’nin alt gelir grubunu üst gelir grubuna inşa etmeyi de elbette ki hiç ihmal etmedik. Ona da devam ediyoruz.

Dördüncü konu ise şudur. Dedi ki millet “bizim değerlerimize sahip çıkın. Bizim milli değerlerimize; bizim manevi değerlerimize sahip çıkın. Siz de çıktınız. Bugün hiç kimseyi birbirinden ayırmayacak bir Türkiye ortaya koydunuz. Herkesin kendi fikrini, hür fikrini ortaya koyabilecek bir Türkiye tablosu ortaya koyduğunuz ve gerçekleştirdiniz. Bugün, bir taraftan Ayasofya’mızla bunu gerçekleştirdik. Bir taraftan başı açığı, başı kapalısı herkesin bir arada olduğu, herkesin birbirini anladığı, herkesin birbirini tanıdığı bir Türkiye tablosuyla bunu gerçekleştirebildik. Kimse değerlerimizle, inancımızda, kimse dini ve manevi değerlerimizde artık hiçbir şekilde onu örselemek için yukarıdan aşağı bize tokmağı sallayabilecek bir konumda değil. Siz bunu da sağladınız. Bugün herkesin kendisini ifade edebildiği bir Türkiye’den tablosu ortaya koydunuz.

Terörsüz bir Türkiye’yle etrafımızdaki coğrafyada yapacaklarımız var

Şimdi yeni bir hikayeyi başlatmak zamanıdır. Liderimizle Tayyip Erdoğan’la beraber bunu bir kardeşimiz olarak söylüyorum. Bu ülkenin devlet makamında yıllarca görev yapmış bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Bunu ancak siz yapabilirsiniz. Siz Türkiye’nin en tecrübeli partisiniz. Siz Türkiye’nin en güçlü partisiniz. Siz Türkiye’nin en kuvvetli partisiniz. Hepinizdeki tecrübeler bir ili idare etmeye; bir belediyeyi idare etmeye; Hepinizdeki tecrübeler bir Bakanlığı idare etmeye yeten tecrübelerdir.

Bunu Türk siyasi hayatını yakından izleyen birisi olarak söylüyorum. AK Parti’nin tecrübesi bugüne kadar Türk siyasi hayatında hiçbir partide olmamıştı. Yapacağımız daha çok şey var. Daha yeni başlıyoruz.
Türkiye, terörsüz Türkiye yolculuğuna başlamıştır. Bu ülkenin üzerine çok oynadılar. Ben hiçbir şey düşünmem. Pratik ve net bir adamım. Davamı bilen bir adam. Bu ülkenin esas giyeceği gömleği bilebilen bir adam. Kısır döngünün ne olduğunu biliyorum. Kim ne hamle yaparsa yapsın; kim ne ortaya koyarsa koysun; Kimse bizimle bu memleketi sevme yarışına girmesin. Kimse bizimle Ay Yıldızlı Bayrağı’mızı sevme yarışına girmesin. Kimse şehit ailelerimizin, gazilerimizin, kendisini feda-i caniden o evlatlarımızın ortaya koyduğu fedakarlıkları onları yüceltme yarışına bize beraber girmesin. Ama ben bir şeye kahrediyorum. Yıllardan beri bu ülkenin birliği ve beraberliğini bozmaya çalışanların, emperyalizmin, Amerika’nın, Batı’nın, Avrupa’nın, Türk-Kürt diyerek, Alevi-Sünni diyerek, bizi birbirimizden ayırarak, bu coğrafyayı, sadece Türkiye’yi değil, Türk dünyasını, sadece Türkiye’yi değil, İslam dünyasını, sadece Türkiye’yi değil, Balkanları karıştırmasına dayanamıyorum, kabul etmiyorum ve kahrediyorum.

Ben Tayyip Erdoğan’a ve Devlet Bahçeli’ye güveniyorum

Ve bunun karşısında, benim açık sözüm şudur: Ben Tayyip Erdoğan’a ve Devlet Bahçeli’ye güveniyorum. Bir daha Türkiye 60 yıl böyle bir tecrübe yakalayamayacak. Türkiye’nin en büyük fırsatı budur. Yıllardır bu ülkenin hepimizin yaşadığı bütün dertleri, yoksulluğu, sıkıntıyı, değerlerimizi, vesayeti, darbeleri yaşayarak geldi bu insanlar. Bu iki iyi insan olmasaydı, gelecek nesillerimiz bizim geçmişte yaşadığımız yoksulluklarla, darbelerle, sıkıntılarla, vesayetle başörtüsü meselesiyle, hepsiyle karşı karşıya bırakacaklardı. Bugün ayaklarımız yere basıyor. Sağlam basıyor.
Çünkü istikrarımız var. Ya yarın zafiyeti düşersek, tekrar terörü başımıza bela ederlerse; tekrar etrafımızdaki coğrafyayı sıkıntılara gark ederlerse; Irak’a kim sahip çıkacak? Suriye’ye bugün bizim sahip çıktığımız gibi kim Suriye’ye sahip çıkacak? Balkanlara kim sahip çıkacak? Türk dünyasına kim sahip çıkacak? Bizim davamız sadece kendimizi, sadece ülkemizi standartlarını yükseltme mi ? Bizim davamız böyle bir şey değildir. AK Parti’nin davası böyle bir şey değildir. Hiçbir zamanda olmadı. Allah bu AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na bir fırsat verdi. Göreceksiniz Türk dünyasının ve İslam dünyasının kutup yıldızı olarak yükselecektir. Terörsüz Türkiye budur. Bizim hikayemizin devamıdır. Bu eşiği aşmalıyız. Bu eşik büyük bir eşiktir. Bu eşiği aşmalıyız. Kimse bizi milletimizle, milliyetçiliğimizle, devlete olan sadakatimizle, Gazimize Şehidimizle olan sadakatimizle sınamasın. Şehadet bizim için şereftir. Allah keşke nasip etse bugün şehit olabilsek; Allah bugün nasip etse bugün şehadet şerbetini içebilsek keşke.

Ama bu oyunu bitirmeliyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Komisyon’un aldığı kararın AK Parti ve MHP arkasındadır. Gidecekler konuşacaklar. Niçin konuşacaklar? “Sözünü söyle; eğer terör örgütünü Suriye’de bitirebileceksen, Irak’ta; Avrupa’da bu coğrafyaların tamamında bitirebileceksen; kimseyi oyalamayalım.” Şunu söyleyeyim: Biz terörsüz Türkiye’yi ya yaparız ya yaparız. Terör ile mücadele etmiş bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Terörsüz Türkiye’yi ya yaparız ya yaparız… Ama yıllardan beri içimize sokulan fitneyi bırakın çıkarıp atalım. Birilerinin sözleriyle değil. Karar alacaklar yarın. Gitsinler konuşsunlar. Bu terör örgütü tasfiye edilecek; bunun ideolojik, siyasal, kültürel bütün altyapısının bittiğini ilan etti. İlan ettiyse gereğini yerine getirsin. Kimseyle pazarlık yapmıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimseyle pazarlık yapmaz…. Terörün gölgesinde olan bir siyaset değil; demokrasinin işine sinen bir siyaset elbette ki Türkiye’de herkesin yapma hakkı var… Terörün gölgesinde olan siyasetten de çekinmedik. Ondan da korkmadık. Amerika da arkasında olsa, Avrupa da arkasında olsa biz bundan da korkmadık…

Şimdi önde bir fırsat var: Terörsüz bir Türkiye’yle etrafımızdaki coğrafyada yapacaklarımız var. Bugün Bağdat’ın haline üzülmemiz lazım. Evet, Türkiye’de terörü neredeyse bitme noktasına getirdik. Doğru mu? Doğu ve Güneydoğu’da kimse 3-4’ten sonra sokağa çıkamazdı. Doğru mu? Gidilmeyen yerler vardı, doğru mu? Kepenkler kapatıldı, doğru mu? Bu sadece son dönemin yaptığı iş değildi, bunu söyleyeyim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ortaya koyduğu bir müktesebatın sonucudur. Terörle nasıl mücadele edeceğini ortaya koyan; bundan 20-30 yıl önce şehit olan, gazi olan arkadaşlarımızın ortaya koyduğu bir müktesebatın ortaya koyduğu bir sonuçtur. Biz ne yaptık? Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hep beraber bir arada olduk. Savunma sanayimizi geliştirdik. Ve terörse nefes aldırmadık. Kahramanlarımızla beraber, bu ülkenin her bir evladıyla beraber teröre nefes aldırmadık. Ve sonuç aldık. Ama şimdi bir şey yapmamız lazım: Türküyle Kürt’üyle Laz’ıyla Çerkez’iyle Arnavut’uyla Boşnak’ıyla Alevi’siyle, Sünni’siyle Gazze’de olanları nasıl izah edeceksiniz? Bugün Sudan’da olanları nasıl izah edeceksiniz? Yemen’de olanları nasıl izah edeceksiniz? Hep başımızı öne mi eğeceğiz? Tayyip Erdoğan ve AK Parti ile Cumhur İttifakı bu ülkenin önüne yeni bir hikaye koyuyor… Bütün Türk dünyasını, Müslüman dünyayı, hep beraber bu karşı karşıya kaldığı zulümden kurtarma imkanı koyuyor. Ama onun için ilk önce işimizi birliktelik haline getirmemiz lazım. Bir fırsat verilecek. Bu fırsatın bir pazarlığı yok. Net söylüyorum. Hiçbir pazarlığı yok. Tek bir şey var: Demokratik siyaset yapmak isteyen herkes gelsin yapsın. Ama gidip orada konuşulacak. Dün bu işlerin hangi tarafında olduğu belli olmayanlar bir sürü laf söylüyorlar. Bir sürü şey üretmeye çalışıyorlar. Acaba bu adam terörsüz Türkiye’yi koz kullanabilirse buradan oy devşirebilir miyiz; oy kazanabilir miyiz diye bir şeyler ortaya koyuyorlar.

Hatırlarsınız. 2011’de Suriye İç Savaşı başladı. Ve Türkiye’ye oradan göçler gelmeye başladı. Bizlerin de yakın arkadaşları dahil olmak üzere her girdiğimiz seçimde biz Suriyelileri geri gönderelim dediler.

Her girdiğimiz seçimde. Niye? Seçim kazanacaktık. Peki Tayyip Erdoğan ne dedi?

Biz Müslümanız dedi. Onlar bize sığındılar. Her zaman da size onların sesiyle dedi ki “biz ensarız; onlar muhacir.” Peki kim haklı çıktı? Kim haklı çıktı? Reis haklı çıktı. Sabretti. Belki en yakın arkadaşlarına direndi. Aynen Fetö’nün dershane meselelerinde de öyle oldu. Etrafındaki herkes reisi yalnız bıraktı. Bunu çok net söylüyorum. Dediler ki aman dershanelere müdahale etmeliyim. Aman bunlarla kavga etmeliyim. Aman şunu yapmayalım bunu yapmayalım. Kim haklı çıktı? Reis haklı çıktı. Neden? Çünkü iddiası davada onun için.

[Tayyip Erdoğan] şimdi de bir şey söylüyor ısrarla. Diyor ki, içerimiz birlik içinde tutalım; terörsüz Türkiye’ye gidelim. Siz merak etmeyin diyor. Yarına güçlü bir şekilde, kuvvetli bir şekilde hep birlikte adım atacağız diyor. Yapacağımız çok iş var. Ne var biliyor musunuz? Kendi uçağımızı ve uçak motorumuzu yapacağız. Tayyip Erdoğan olmazsa bunu bize yaptırmayacaklar. Bu kadar basit. % 20’den 80’e çıkardık savunma sanayimizi. Yetmiyor; bize yetmiyor. Çünkü biz tek değiliz. Türkiye sadece Türkiye değildir. Türkmenistan’dan Özbekistan’a kadar, Kazakistan’dan Kırgızistan’a kadar, Balkanlar’da Arnavutluk’tan, Bosna Hersek’e kadar, Irak’tan Suriye’sine kadar biz bir kardeşler topluluğuyuz. Onun için adımlarımızı güçlü ve kuvvetli bir şekilde alacağız. Korkmayacağız. Büyük devletler korkmaz… Kardeşlikten korkmaz. Birlikten korkmaz. Beraberlikten korkmaz. Bir takım ufak cereyanların tesiri altında kalıp “aman bir şey olur mu” diye büyük devletler, büyük siyasetler hiçbir zaman, büyük liderler hiçbir zaman geri alım atmazlar. Biz tarih yazıyoruz. AK Parti tarih yazıyor. Cumhur İttifakı tarih yazıyor. Göreceksiniz. 100 yıl sonra, 200 yıl sonra gelecek nesiller diyecekler ki Allah onlardan razı olsun.

Bugüne kadar hep doğru adımlar attık. Hiç endişeye gerek yok. Ben hep Tayyip Erdoğan’a güvendim. Ülkem için, milletim için, devletim için, geleceğim için, Müslüman coğrafya için, Türk coğrafya için. Hep güvendim.
Gücümüzün yettiği işler var, yetmediği işler var. Orada da Tayyip Erdoğan’a güvendim. Siyasetine güvendim. Durduğu yere güvendim. Aldığı pozisyona güvendim. Hepsinde güvendim. Bu ülke için. Bugün görevdesiniz, yarın görevde değilsinizdir. Hep beraber, onlarla beraber oturacağız, buradaki arkadaşlarımızı alkışlayacağız. Ve onların başarılı olabilmesi için de, davamızın başarılı olabilmesi için de elimizden geleni yapacağız. Çünkü biz bu dünyayı düşünmüyoruz. Hepimiz Arasat Meydanı’nda, Divan-ı Han sancağının altında beraber olacağız. Ve bizi yaratan Allah’a böyle alnımız yerde gitmeyeceğiz inşallah.

Mafya ve organize suç örgütlerini yöneten CIA’dır. Dünyada sanal kumarı; sanal bahisi yöneten İngiltere’dir. Uyuşturucuyu yöneten de CIA’dir.

Dünyada, kardeşiniz olarak tecrübelerimi söylüyorum. Mafya ve organize suç örgütlerini yöneten CIA’dır. Bunu bugün söylemiyorum. Bunu İçişleri Bakanı olduğum zaman, bütün dünyaya söyledim, televizyonlarda her yere söyledim. Dünyada sanal kumarı; sanal bahisi yöneten İngiltere’dir. Uyuşturucuyu yöneten de CIA’dir.

Bunları kimse söyleyemez. Ben söylerim. Çünkü birimizin söylemesi lazım. Nereden yönetir? Malta; Başsavcımız da bugün açıkladı Balkanlar. Karadağ, Kıbrıs. Bu merkezlerden yönetir. Ana kitleleri nerelerdir? Bizim gibi ülkelerdir. Benim yaptığım dönemlerde bunun Türkiye’deki toplam cirosu 50 milyar dolardı; şimdi daha yüksektir. Bunun arkasındaki sistemi ifade etmeye çalışıyorum.
Peki son zamanlarda bunu neyle birleştirmek istediler? Bunu organize suç örgütlerle ve mafyayla birleştirmek istediler. Ne yapmak istediler? Buradan elde ettikleri paralarla sokak aralarındaki gençleri avlamak, kendi uzantıları haline getirebilmek ve sanal bahis ve sanal kumar üzerinden onların İBAN numaralarıyla bunu sağlamak ve

ardından o çocukların hepsini kullanmak, sonra kendi organize suç örgütlerinin birer eleman haline getirmek. Bu büyük bir network’tür. Ve biz bu network ile beraber büyük bir mücadele ortaya koymaya çalıştık. Hala devletimiz koymaya çalışıyoruz. Hala bu mücadele devam ediyor. Ve şundan endişe etmeyin: 15 yaşında, 18 yaşında çeteler var diyorduk değil mi? Ne olacak? Eğer bunun sosyolojik bir altyapısı olsaydı ben endişe ederdim. Bunun şunun için söylüyorum: eğer bu bir etnik meseleden dolayı kaynaklansaydı, yani bir Türklük, Kürtlük Sünnilik-Şiilik meselesinden dolayı kaynaklansaydı, ben bundan endişe ederdim. Bu nasıl çözülecek diye. Acaba çözülebilecek mi diye. Veya bu bir sınıfsal meseleden kaynaklanmış olsaydı, yani işte alt gelir grubu, üst gelir grubu, en alt gelir grubundaki insanlar, üst gelir grubundan ve orta gelir grubundan intikam almak için böyle sınıfsal bir mücadele içerisinde olsaydı, bundan da ben endişe ederdim…”