“Malazgirt Ovası’nda yakılan ateşe, yüzyıllar sonra özgürlüğü için ayağa kalkan kahramanlar ellerini uzatıyor, bu dünya emanetini gözlerini kırpmadan teslim ediyor.
O ateşten aldığı kıvılcımı yeniden harlıyor ve bir millete, bir coğrafyaya taşıyor…”
30 Ağustos işte bu ateşin ve bu kıvılcımın milletin yüreğinde yeniden doğduğu gündür. O gün yalnızca süngüler sallanmadı ve o gün yalnızca top sesleri kulaklarda yankılanmadı. O gün; inancın, sabrın ve vicdanın ateşiyle bir milletin kaderi yeniden yazıldı.
Kimileri “bayat” der, kimileri “demode” görür. Oysa “30 Ağustos’un bu topraklara ve mazlum milletlere umut olduğu” hakikati halâ en güçlü haliyle karşımızda duruyor. Türkiye halâ o damardan besleniyor. Çünkü o damar kendi yolunu kendi elleriyle çizme kararlılığının kaynağıdır. Bu irade; içi boş, bizi bizden, bizi kendimizden ve değerlerimizden eden ideolojilerin gölgesine sığınmadı. Zorla benimsetilmeye çalışılan görüşlerin esaretine boyun eğmedi. Zira bu topraklar kendi sınırlarına kapanan bir anlayışı reddeder ve reddettirir. Çünkü tarih, bize yüklediği sorumluluğu her fırsatta hatırlatır. Bizim kimliğimizin özü de budur. İşte bu yüzden; Türkiye olarak her fırsatta ayağa kaldırıyoruz dünyayı. Yorgun yüzlere “durmak yok” diye haykırıyoruz.
Bugün dünyanın farklı köşelerinde yaşanan zulümler bize bu hakikati yeniden hatırlatıyor. Bunun en yakıcı örneği Gazze’dir. Yıkılan her ev sanılmasın ki yalnızca bir şehre vurulan darbedir. Gazze’ye yapılanlar; insanlığa yönetilmiş en büyük tehdidin işaret fişeğidir.
O sebeple de insanlığın kalbine yönelmiş bir darbedir. 30 Ağustos’un mirası tam da bu noktada devreye giriyor. Tanklar, uçaklar, füzeler veya silahlar bir gün tükenir.
İdeolojiler ve küresel oyunlar çöker. Fakat vicdanıyla, inancıyla ve kararlılığıyla yürüyen bir millet yolunu ve en doğru yolu her zaman bulur.
Yeniden ve tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var: Coğrafyamız bir bedense Türkiye o bedenin kalbidir. Kalbin attığı, yani Türkiye’nin olduğu her yerde umut vardır.
Gazze için verilen mücadele, Doğu Akdeniz’deki haklarımız için dik duruşumuz, Kıbrıs’taki varlığımız gibi daha pek çok durum; aynı damarın kanını taşıyan ve “aynı tehdide karşı” verilen mücadelenin adıdır.
İnkâr etmek veya gözlerimizi kapatmak nafile. Çünkü karşımızda yüzlerce yıllık “sözde” hayallerini zulüm üzerine kuran zorbalar var.
Karşımızda; zorbaların zulmüne boyun eğmemiz için elinden geleni ardına koymayanlar var. Karşımızda; bütün bu zorbalığa bile isteye ve insanlığa düşman güç dengeleri için susan, hatta teşvik eden daha büyük zorbalar var. Ancak milletimizin vicdanı ve feraseti, Türkiye’nin attığı kararlı adımlar ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği; geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da onların bütün planlarını bir kez daha boşa çıkaracaktır.
Bu vesileyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet ve şükranla anıyoruz. Terörle mücadelemizde canlarını feda eden kahramanlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize minnetlerimizi sunuyoruz.
Ayrıca; zaferden kastımız hiçbir zaman yalnızca savaş meydanı olmadı. Bu ülkenin bilimden kültüre, spordan sanata kadar her alanda yükselmesi için alın teri döken, fikir üreten, fedakârlığıyla ay yıldızlı bayrağı taşıyan, zafer ateşini diri tutan, zaferler kazanan ve “yeni zaferler” için var gücüyle çalışan herkese şükranlarımızı sunuyoruz. 30
Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun…