“31 MART’TA ÇOK ORGANİZE BİR İŞ YAPILDI”

İçişleri Bakanı Soylu, özellikle bir hafta, 10 gündür başka bir tehditle uğraştıklarını ancak bunu şu an açıklayamayacağını belirterek, “Türkiye ile ilgili ciddi bir tehditle uğraşıyoruz.” dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, özellikle bir hafta, 10 gündür başka bir tehditle uğraştıklarını ancak bunu şu an açıklayamayacağını belirterek, “Türkiye ile ilgili ciddi bir tehditle uğraşıyoruz. Epey bir mesafe de aldık. Ciddi bir tehdit. Son dönemlerde, etrafımızdaki coğrafya ile ilgili bir tehdit. Onun için herkes alarm vaziyetinde.” dedi.

Bakan Soylu, TGRT Haber’de katıldığı Gündem Özel programında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Ankara’da TBMM’ye gelerek CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ı ziyaret etmek istediklerini belirten ve Genel Bilgi Taramasında (GBT) DHKP/C ile bağlantılı oldukları belirlenince yapılan aramada üzerlerinde bomba süsü verilmiş düzenek bulunan 1’i kadın 2 kişinin niyetinin ne olduğuna ilişkin soru üzerine Soylu, bunun iki türlü yorumlanabileceğini belirterek, şunları anlattı:

“Bir, oradaki kişinin daha önce Mahmut Tanal ile bir bağlantısı var. Olabilir, milletvekilidir. Bir yerde rastlamıştır. Çocuğun telefonundan Mahmut Tanal’ın telefonu aranmış daha önce. Başka milletvekilleri de aranmış. Burada esas dikkat edilmesi gereken, legal yapılanmalardır. Legal yapılanmalar üzerinden bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar sürekli.”

DHKP/C’ye ilk darbeyi Nuriye Gülmen ve Semih Özakça meselesinde vurduklarını ifade eden Soylu, ilk kez DHKP/C tarihinde, açlık grevi yapanların, açlık grevinden vazgeçtiğini, bütün bu süreçte DHKP/C’nin bir örgüt olarak psikolojik olarak büyük bir çöküntüye uğradığını kaydetti.

TBMM’deki eyleme ilişkin Soylu, “Bu eylem iki türlü yorumlanabilir. Arkadaşlar şu anda sorgularını gerçekleştiriyor. Ama söyleyeyim DHKP/C’de örgüt talimat vermedikçe konuşmazlar. Eğer soruşturmalarından bir şey çıkarsa Allah muhafaza Savcı Selim Kiraz benzeri bir şey yapabilirler. Ama içeri girmesi kolay bir iş değil. İçişleri Bakanlığı ile Meclis karşı karşıya. Benim Meclis güvenliği ile her zaman temel bir problemim var. O yüzden Meclis özerk bir yapı olarak değerlendirilir.” diye konuştu.

TBMM’de yaşanan olayı anlatan Soylu, “Arbede kopuyor ve bomba süsü verilmiş düzenek görünüyor. Muhtemel ki bir eylem planlayabilirler ve bu eylemi planladıkları zaman da bu düzeneği bomba diye sunabilirler. Bu tür terör örgütleri, bu tür eylemlerle zaman kazanmaya çalışıyor. Biz özellikle bir hafta, 10 gündür başka bir tehditle uğraşıyoruz. Burada söyleyemem. Türkiye ile ilgili ciddi bir tehditle uğraşıyoruz. Epey bir mesafe de aldık. Ciddi bir tehdit. Son dönemlerde, etrafımızdaki coğrafya ile ilgili bir tehdit. Onun için herkes alarm vaziyetinde. İstanbul, Ankara, her taraf. Tüm Türkiye’deki arkadaşlarım ciddi bir alarm vaziyetinde.” ifadesini kullandı.

“Bunu söylemesi boş bir kelamdır”

Bakan Soylu, CHP İstanbul Milletvekili Tanal’ın Meclis’te düzenlediği basın toplantısında “Aslında hedef bendim” dediği hatırlatılarak, “Mahmut Tanal hedefti algılamanız var mı?” sorusuna karşılık, şu yanıtı verdi:

“Bu bir güvenlik meselesi. Kimseyi ne odaklamak doğru olur ne de artı çıkarmak doğru olur. Ben bunu söyleyemiyorken, Mahmut Tanal’ın bunu söylemesi boş bir kelamdır. ‘Esas hedef bendim’ diye bir değerlendirme yapması boş bir kelamdır. Buna saf bir şekilde bakarsan; ‘Bir milletvekili herkes ile görüşebilir.’ Başka türlü bakarsan, bunlar kullanılmaya müsait adamlar ararlar, görüşme açığı olan adamlar ararlar. Buna ait de kendilerine hedef gösterirler. O yapının içinde bu işle ilgilenen insanlar var

.

‘Burada hedef bendim.’ denildiği zaman, bu ne DHKP/C’nin eylem biçimine benzer ne de böyle bir hedefi bizim anlayabildiğimiz, çözebildiğimiz bir durum söz konusu. Bence popülizm oluşturmak üzere değerlendirilmiş.”

“Koruma amirinin koruma kursu yok”

CHP lideri Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesinde yapılan saldırıya ilişkin “CHP Genel Başkanı, devlet protokolünde olan bir isim. Her adımının bilinmesi gerekir. Bu manada, CHP Genel Başkanı’nın haber vermemesi olası başka bir takım hareketleri de olabilir gibi geliyor bana. Bu konuda bir tedbiriniz var mı?” sorusu üzerine Soylu, şu yanıtı verdi:

“Nasıl olsun, geçen gece yat gezisine çıkmış. Bir yat gezisinde başına bir iş gelse, bunun da sorumlusu biz olacağız. Akkuzulu köyündeki mesele… İtiraz ettiler ‘Dışarıdan adam geldi.’ Birçok şey söylediler. Bir tane adam gösterin dışarıdan gelen. 71-72 kişilik ifade listesi var, kendilerinin de 28 kişisi var sundukları. Bunların hepsi Akkuzulu köyünden çıktı. 4’ü dışarıdan, 2’si yan köyden, 2’si de Çubuk’tan. Bu protestoyu sağlayan, onların müşteki olduğu, bizim de tespit ettiğimiz kişilerin kimsesi yok.

Ama bir problem var; koskoca ana muhalefet partisinin genel başkanısınız. İnsan korumasına sormaz mı ‘Sen hiç koruma kursu aldın mı?’ diye. Koruma amirinin koruma kursu yok. Pazartesi koruma kursuna alıyoruz. Burada da mı biz sorumluyuz?”

“Devletin atadığı resmi korumalar değil mi onlar?” 

sorusu üzerine Soylu, “Başka saiklerle bu işler yapılırsa, ahbap çavuş ilişkileriyle bu tip değerlendirmeler yapılırsa, devletin bu konudaki bilgisine, görgüsüne itimat edilmezse, sonra siz kabahat bulacak İçişleri Bakanı ararsınız. Senin korumanın başka işleri var, onu da söylüyorum. Ticari işleri var, herkes biliyor. CHP’nin genel merkezinde kime dokunsanız, yukarıdan aşağı dökülür. Arkadaşlarımız bu konuda net bir şekilde çalışıyor. Devletin böyle gayriciddiliğe müsaade etmesi mümkün değil.” yanıtını verdi.

“Esas görev koruma amirine düşüyor”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun şehit cenazesinde yaşadıklarına değinen Soylu, esas görevin alandaki koruma amirine düştüğünü vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Biz onu görevlendirmişiz. Koruma amiri Kılıçdaroğlu’nun bütün tehlikelere karşı görevlendirdiğimiz kişidir. temel problem bu, haber vermesi ve tüm tedbirleri alması gereken, kritik durumlarda bilgi vermesi gereken kendisidir. Kendisi ile ilgili soruşturma devam ediyor. Mümkün olduğunca iktidarları zayıflatmak için iktidarsızlık oluşturmak isterler, bunun için iki temel mesele vardır, biri ekonomi biri de güvenliktir. Bu konuda Türkiye dönem dönem acı tecrübeler de yaşadı. Buna karşı tedbirimizi en üst seviyede alarak yolumuza devam ediyoruz. Adalet yürüyüşünde her türlü tedbiri aldık. Bizim görevimiz bu yürüyüşün en sağlıklı şekilde İstanbul’a varmasıydı.”

“Bakanlık olarak görevimiz seçim güvenliğini sağlamaktır”

Soylu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin tekrarlanmasına ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu:

“Seçimi iktidar yönetmez, böyle bir yanlış algı var. CHP, girdiği her seçimde ‘Yolsuzluk, hırsızlık var.’ dedi. Bu seçimde ilk kez hiçbir şey söylemedi, seçim öncesinde de sonrasında da. Bakanlık olarak görevimiz seçim güvenliğini sağlamaktır. Bu seçimde bir görev daha verildi, dendi ki, ‘İlçe seçim kurullarının sandık başkanlarının listesi mülki idare amirleri tarafından verilecektir.’ Seçim hukukunun bilen siyasi partilerde bu işle meşgul olmuş partili avukatlardır. Bunun da tüm siyasi partilerde sayısı 20’yi geçmez. Bu iş ülke yönetimidir ve ciddi bir iştir. Biz vatandaşı bilgilendirmek zorundayız. Ama birileri çıkıp, konuyu bilmeden ekranda konuşuyor.

YSK biz sandık kurulu başkanları ve üyelerini açıyoruz kararını o gün vermiş olsaydı biz bunların hiçbirini bugün tartışmazdık. Ben müneccim değilim. Maltepe sandık kurul başkanının hangi siyasi partidendir bilemem. Bana vereceksin, ben onun FETÖ ile ilişkili mi, DHKP/C’li mi olup olmadığını veririm. Bugün 230 bin kişinin iki gün içerisinde neci olduğunu sarı zarflarla gönderdik. 230 bin memurun bilgisi YSK’ye gönderildi. Bütün bakanlık memur alırken soruyor, bize sormadan hangi memurun nereye verildiğini bilemeyiz. Binali Bey niye mağdur? Neredeyse 30’un üzerinde sıfır rakamı var Binali Bey’in. Bununla oynayan sandık başkanıdır. Bununla oynayan başkası değildir. YSK’ye en çok itiraz eden insanlardan birisiyim. Hem şahsi olarak, hem de siyasi hayatın içinde olarak.”

Bakan Süleyman Soylu, AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın seçimde neden mağdur olduğunu ise şöyle açıkladı:

“Binali Bey niye mağdur, aslında millet mağdur, milletin verdiği oyu almış Vatan Partisi’ne, CHP’ye DP’ye, X veya Z partisine yazmış. Ben bunu muhafaza edemeyeceksem niye İçişleri Bakanlığı yapayım, niye milletin hakkını savunayım, niye Amerika’ya kafa tutalım, niye Cerablus’ta mücadele edelim? 3 tane oyu mu koruyup kollayamayayım? Bunu yapan buradaki sandık kurulu başkanıdır. Bunu sandık kurulu başkanının dışında kimse yapamaz, çünkü oradaki sayım düküm cetvelini sandık seçim tutanağına nakleden odur. Hile her türlü yapıldı bunun için Binali Bey mağdurdur diyorum, bunun için millet mağdurdur diyorum. ‘Amerika bunu kaydettim.’ diyecek. O zaman ben niye burada İçişleri Bakanıyım? Beni buraya getiren bu milletin oyudur ben onu savunamadıktan sonra demokrasi tezi tamamen çöker. Kimse bana demokrasi dersi vermesin. Bu konuda hak iddia edemeyecek tek kurum vardır o da CHP’dir. 3389 tane CHP üyesinin birinci derecede akrabası, sandık kurulu başkanı. 3389 sandıkta hile yapmana gerek yok 200 sandıkta yaptın mı yetiyor. ”

“Büyükçekmece Belediye Başkanı fuzuli işgalcidir”

Soylu, YSK’nin sandık başkanları ile ilgili bilgiyi kendi bakanlığına sorması gerektiğini vurgulayarak, “YSK’nin bana demesi gerekir ki, ‘Bu yükümlülük senin yapman gereken kim FETÖ’cü, kim KHK ile ihraç edilmiş?’ Sandık başkanları ile ilgili çok net veriler var. Ortalama 700 civarında birinci ve ikinci dereceden yakını, FETÖ ile iltisaklı olan var. Bylock var.” dedi.

İki defa seçimde gol yediklerini ifade eden Soylu, “Birincisi 1946 seçimleridir, 1982 anayasa oylamasıdır. Bu ikisi dışında biz bu işleri dünya ortalamasının üzerinde yaptık. Bu İstanbul seçimi özel bir seçimdir. ‘Efendim dört tane pusula var da niye birisi geçersiz oluyor?’ Gayet basit. Dediler ki ‘biz hile yaparsak tek vuruş yapalım, altın vuruş yapalım.’ Ben şimdi Kadıköy’de oyların nasıl kullanıldığından endişeliyim. Sandıkları açtırmadılar. Büyükçekmece Belediye Başkanı fuzuli işgalcidir. Bir seçim iptal edilecekse Büyükçekmece iptal edilmeliydi. O belediye başkanı orada fuzuli işgalcidir. Ama YSK böyle karar verdi.” ifadelerini kullandı.

“31 Mart’ta çok organize bir iş yapıldı”

“31 Mart’ta çok organize bir iş yapıldı ve bunu İstanbul Büyükşehir seçimlerinde yaptılar.’ dediniz, az önce de örneklerini verdiniz. Bunu yapmak için bir akıl lazım. Siz bu işin arkasında nasıl bir zeka arıyorsunuz?” şeklindeki soruya Soylu, birilerinin bir araya geldiği, çok yönlü olarak da baktıkları, yönlendirdikleri bir akıl olduğunu söyledi.

Seçimden sonra olanları da gördüklerini ifade eden Soylu, bir mahalle baskısı oluşturulduğunu, linç kültürü ortaya çıkarıldığını belirtti.

Soylu, İstanbul’un sadece bir şehir olmadığını vurgulayarak, “İstanbul küresel güç merkezimizdir. Biz buna bir karar vereceğiz. İstanbul bizim küresel akıl merkezimizdir. Biz buna bir karar vereceğiz. Yoksa birilerinin arka bahçesi mi olacak? Biz buna bir karar vereceğiz. Bütün bunlar olur, bütün bunlar gerçekleştirilirken vakayı adiyeden, normal bir olay, adi bir olay olarak değerlendirmek ve görmek elbette ki bizim aklımızla oynamak anlamına gelir diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Bakan Soylu, “23 Haziran’daki seçimin tekrarlanmayacağının garantisi var mı?” sorusuna, şu anda herkesin alarm vaziyetinde olduğunu, bu noktada siyasi partilerin de adımlarını çok dikkatli şekilde attığını, kendilerinin de seçim güvenliği ve propaganda dönemi noktasında ihtiyaçlarını belirlediklerini, buna yönelik tedbirler aldıklarını ve almaya devam etiklerini aktardı.

“Biz de bu hukuka bağlıyız ve bu hukukla hareket etmekle mükellefiz”

“Söylediklerinizden yola çıkarak, Ekrem İmamoğlu size göre bir proje mi?” sorusu ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun belediye ve bağlı kuruluşların veri tabanı kayıtlarının elektronik olarak kopyalanmasını içeren kararına ilişkin yönündeki soru üzerine Soylu, “(Görevlinin açtırtmadım ifadelerine ilişkin) Açtırtamaz. Hiçbir görevli bunu açtırtamaz. Bu bir cehaletten kaynaklanmaktadır. Türkiye dünyada uygulanan bir müktesebatın içerisine kendisini koymuştur. Kişisel verileri koruma diye bir hukuku vardır. Biz de bu hukuka bağlıyız ve bu hukukla hareket etmekle mükellefiz. İçişleri Bakanı olarak göreve geldiğim zaman bütün istihbari verileri kopyalayayım mı yani? Böyle bir şey olur mu? Bu bir sapkınlıktır. Aynı zamanda da bir hukuk katliamıdır. Böyle bir şey yapılabilir mi? Tamamen gayri kanuni.” diye konuştu.

Soylu, yapılmak istenenin rövanşizim olduğunu dile getirerek, bunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile millette yönelik bir rövanşizm olduğunu aktardı. Türkiye’nin görünür ve görünmeyen darbeler yaşadığını ifade eden Soylu, bunun sadece içeriye söylenmediğini, 15 Temmuz darbesinin talimatını veren okyanus ötesine de söylendiğini kaydetti.

Bakan Soylu, “Bu devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz, cehalettir. Üçüncüsü bir emanete esas itibarıyla halel getirmektir. Büyükşehir Belediyesinin sahibi olmuyorsun, yönetimine geliyorsun.” dedi.

Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun ifadelerinin sorulması üzerine Soylu, insanların söz söyleme hürriyetine karışabilme hakkının söz konusu olmadığını belirterek, kendisinin de Trabzonlu olduğunu ve şehrine hizmet ettiğini söyledi.

Soylu, Yunan gazetesinin İmamoğlu manşetine yönelik olarak da, “Esas CHP’lilerin çıkıp, ‘Senin haddine ne, sen niye böyle bir manşet atıyorsun? Tevfik Bey doğru bir şey söyledin sen, biz burayı atlamışız.’ demesi lazımken, böyle televizyonların karşısında ‘Bu işlerle ilgilenmiyoruz, ciddi bulmuyorum.’ gibi son derece samimiyetten uzak ve son derece bu konularda hakikaten sırılsıklam derler ya, sırılsıklam yorumlar yapan bir anlayış ortaya koyuyor. Yani ne demiş? Tam da bir milli adamın ortaya koyacağı bir değerlendirmeyi yapmış. Ben altına imza atıyorum. Kim ne derse desin, kim nasıl yorum yaparsa da yapsın. Eğer doğruları söyleyemeyeceksem, bir şeylerden korkacaksam bu koltukların bize ne getirisi, ne götürüsü var? Böyle bir şey olur mu?” diye konuştu.

“O Yunan gazetesi ‘İstanbul’u bir Yunanlı kazandı’ diye yazdı. İmamoğlu bunu tekzip etmedi.” ifadeleri üzerine Soylu, “(Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun ifadeleri) Bundan daha doğal, daha milli ve daha doğru bir değerlendirme söz konusu değil. Ben kendime yanıyorum ben söylemediğim için, çok açık söylüyorum. Sonra ‘Yok Trabzonlulara bunu söyledi.’ Bize söylese herhalde ben de gerekli cevabı verebilecek kabiliyetteyim. CHP, bundan 60 yıl ve daha önceki, İnönü’nün getirdiği zihniyetinden bir gram sapması yok. Aynı silsile aynı, çizgi devam ediyor.”

Terörle mücadele

Bakan Soylu, “Bundan sonra Öcal’ın avukatlarıyla görüşeceği söylendi. Çözüm süreci devam mı edecek? Bir ikincisi ‘HDP’den oy alamadığınız için Öcalan’a bu açıklamaları yaptırdınız, diye bir soru var. Bu oya ihtiyacınız olduğu için mi bunları yaptırıyorsunuz? Ya da dış politik bir şey mi bu?” yönündeki sorulara şöyle yanıt verdi:

“Dış politik bir şey değil. İki, şunu çok net bir şekilde ifade etmem gerekiyor. Türkiye, terörle mücadele konusunda ve karşı karşıya kaldığımız ayrılıkçılık konusunda ciddi bedeller ve maliyetler ödedi. Bizatihi Türkiye’nin bütünü bunu ödemiştir. Özellikle Doğu ve Güney Doğu’da gördüğüm Kürt kardeşlerimiz bu bedelleri ödemiştir ve bundan bizim dışımızda da herkes istifade etmiştir. Burada Allah’a hamdolsun terör konusunda Türkiye bütün dünyanın özellikle birtakım güçlerinin her türlü karşı tarafı desteklemelerine rağmen terör örgütlerinin bileğini bükmüştür. Aynı zamanda DEAŞ’la, FETÖ ile DHKP/C gibi sol terör örgütleriyle mücadele ediyor, aynı zamanda da PKK ile mücadele ediyor. Bütün bunları yaparken de dış dünyanın ciddi bir kuşatmasıyla da karşı karşıya.”

Terör örgütünün dağlarda 1990’lı yıllarda 15 bin teröriste kadar barındırdığını, şimdi bu sayının 700’ün altında olduğunu, yılbaşından itibaren iç güvenlik harekatında öldürülen terörist sayısının 84 olduğunu aktaran Soylu, “Ben bu rakamları verdiğimde, 700 dediğimde Türkiye’nin sınırları içerisine giren terörist sayısı şu anda 27. Terör örgütüne katılan kişi sayısı yıl başından itibaren 31.” dedi.

Teröristlerin hareket kabiliyetlerinin tamamen ortadan kalktığını, bütün alanlarına ciddi darbeler verildiğini ve şu anda saklanıp, kaçtıklarını ifade eden Soylu, bu konuda bilgi verdi.

Bakan Soylu, 2 binin üzerinden DEAŞ’tan tutuklu olduğunu aktararak, “Bugün DEAŞ’ta bugünlerde hareketlilik söz konusu. Arkadaşlarımız ciddi şekilde bu konuda tedbir almaya çalışıyorlar. 

Aynısı FETÖ’de söz konusu. Bütün bunlarla Türkiye bir mücadele yapıyor. Şimdi ‘AK Parti acaba yeniden böyle bir geri dönüş mü yapıyor?’ Bunu söyleyenler bu seçimde PKK ile kol kola girenler. Kendi hamlelerinin bir meşruiyetini almaya çalışıyorlar. Biz bir terör örgütünün yoldaşı hiç olmadık, olmayacağız. Bu bu kadar açık. Terör örgütüne bizim üreteceğimiz üreteceğimiz tek bir çözüm var. Onu da bugün yapıyoruz. Doğu’daki kardeşlerimizi hepsini bu bölgede, coğrafyada huzurun, barışın, kardeşliğin ve demokrasinin getirdiği sonuçla karşıya bırakmak bizim temel sorumluluğumuzdur.” ifadelerini kullandı.

Bölgede meydana gelen değişime de değinen Soylu, bölgedeki ve Türkiye’deki turist sayısının arttığını vurguladı.

Soylu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Türkiye’ye tek bir cepheden bakıyor değiliz. Türkiye’ye topyekun bir cepheden bakıyoruz. Türkiye bunu sağlayabilecek bir potansiyeli, kapasiteyi kullanan bir ülke. Peki ne oldu da İmralı’da terörist başı Apo’yla bu avukatları görüştü. Çok uzun zamandan beri bu bizim kendi içimizde yaptığımız bir değerlendirmeydi. Biz terörü ortadan kaldırmak için, bitirebilmek için ve bu konudaki umutları ortadan kaldırabilmek için her türlü meseleyi en ince detayına kadar yukarıdan aşağıya koordine etmekle yükümlüyüz. Biz terörün dilini, iletişimini, finansını, dış ayağını, cezaevi ayağını, bütün bunların tamamını tedbir almak ve buna ait ülkemizi, milletimizi, topraklarımı ve etrafımızdaki coğrafyayı, dışarıda atacağımız adımlar dahil, bunu öncelemek, tedbirlerini almakla mükellefiz. Böyle bir talep çok uzun zamandan beri geliyor. Seçim öncesinde de geldi. Seçim öncesinde konuşuldu. Bu yapılmalı mı, yapılmamalı mı? Ve dedik ‘Evet, şimdi bu görüşmenin gerçekleşmesi uygundur.’ (Açlık grevinden ölenler) 7 kişi açlık grevinden öldü. Bu doğru. Daha doğrusu intihar ettiler. Yani açlık grevinden ölme değil, intihar etti. Bunlar asıldı. Bunların bir bölümü de teslim olanlar ve önemli ifadeler verenler. Biz burada başka bir şeye daha bakıyoruz, acaba bunlar öldürüldü mü içeride, biz buna da bakıyoruz. Kendilerini astılar. Açlık grevinden ölen yok. Zaten ölümle ilgili açlık grevine daha yeni başladılar. Ben 9 kilo verdim seçimde, Leyla Güven kaç aydan beri 5-6 kilo verdi.”

“Belediyelerdeki faaliyetler takip ediliyor”

Belediyelerdeki faaliyetlerin takip edildiğini, kimseye terör üssü kurdurmayacaklarını aktaran Soylu, milletin bu konuda rahat olmasını istedi. Doğu ve Güneydoğu’da bu seçimde 94 kayyum atanan belediyenin 45’ini AK Parti ve diğer siyasi partilerin aldığını aktaran Soylu, “Benim beklentim dahi bu kadar değildi.” ifadelerini kullandı. “Kürtler Süleyman Soylu’ya olumsuz bakıyor.” şeklinde yorumların hatırlatılması üzerine Soylu, Doğu ve Güneydoğu’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi bir “vakıa” ve bir lider olarak görülmesine dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Doğu ve Güneydoğu’daki çocukların terörün baskısından kurtulması için kayyumu önemsediğini dile getiren Soylu, bunda ne kadar doğru bir yaklaşım içerisinde olunduğunun son seçimlerde de anlaşıldığını vurguladı.

Bu bölgelerdeki yatırımlara da değinen Soylu, “Güvenlik kuvvetlerimiz orada bir taraftan güvenliği sağlarken bir taraftan da şefkati getirdik. Öyle ceberut bir anlayış da söz konusu değil. Tam bir demokratik anlayışın gerçekleştirebildiği bir süreç. Allah’ınızı severseniz ben Kürt kardeşlerim konusunda bugüne kadar ne söylemişim de bir ayrıştırıcı politikayı ortaya koymuşum? Evet bu yürütüldü. Bana faşist diyor. Kim diyor? HDP’liler diyor. Benim ne faşizanlığım var? Hangi ırkı ayırmışım? Kendileri neyi ayırıyorlar, neyi ortaya koyuyorlar? Bunlar siyasi irrasyonel, rasyonel olmayan elbette ki değerlendirmelerdir. Kimse görmüyorsa Cenab-ı Allah görüyor. Biz buna inanıyoruz.” diye konuştu.

“Türkiye’ye gelenlerin yüzde 65’i misakı milli sınırlarımızdan gelme”

“Suriye’den yeni bir göç dalgası söz konusu mu?” şeklindeki soru üzerine Soylu, bundan 6-7 ay önce bu ihtimal üzerinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, AFAD, Kızılay gibi 

kuruluşlarla çalışmalar yaptıklarını hatırlattı.

Düzensiz göç konusunda da önemli bir gayreti ortaya koyduklarını vurgulayan Soylu, “Şöyle bir problemimiz var, gönderdiğimiz yer Afganistan, Pakistan. Bunlar bizim kardeşlerimiz. Bu da bir Amerikan tezgahı. Bunu da açık söyleyeyim. Biz bu ülkelerle kötü olmamak zorundayız. Bu ülkeler bizim kurtuluş mücadelemizde varlar. Bu ülkeler bizim her zor dönemimizde varlar. Göndermek zorundayız doğru ama gönderirken de içim kan ağlıyor. Çünkü Türkiye’nin oradaki algısının değişmesi bizim için doğru bir yaklaşım değil, kötü bir yaklaşım ama bu göçe de bir şekilde set koymak zorundayız.” dedi.

Türkiye’de 125 bin yabancı öğrencinin bulunduğuna dikkati çeken Soylu, şunları söyledi:

“Her gördüğümüz kişi Türkiye’ye kaçak gelmiş değil. İstanbul’da 450 binin üzerinde ikametli çalışan, etrafımızdaki bütün coğrafyadan ve Avrupa coğrafyasından gelen insanlar var. Bunu sadece her gördüğümüzü ‘Bunlar nereden geldiler, Türkiye’yi İstanbul’u istila ettiler’ diye bir değerlendirme yapılmanın yanılgısında olmasın diye bu ifadeyi ortaya koymak istedim. Bu konuda 326 bin kişi, mesela bizim özellikle Cerablus, Azez, Mare, Afrin hattı bizim için önemlidir. Türkiye’ye gelenlerin yüzde 65’i misakı milli sınırlarımızdan gelme.”

Türkiye’den Suriye’ye dönen Suriyeli sayısının 326 bine ulaştığını aktaran Soylu, Türkiye’de 3 milyon 608 bin Suriyeli’nin bulunduğunu açıkladı.

Türkiye’de 450 bin Suriye kökenli çocuğun doğduğunu aktaran Soylu, bu konuda Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Emniyet, Jandarma, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitimin çok önemli bir çalışma yürüttüğünü vurguladı.

FETÖ ile mücadele

Soylu, kamudaki FETÖ üyeleriyle mücadele önemli adımlar atıldığını, yalnızca Emniyetten 50 bin personelin tasfiye edildiğini, mülki idarede yarıya yakın kişinin görevden uzaklaştırıldığını aktardı.

Gelecek nesillere bir bedel daha ödettirmemek üzere çalıştıklarını aktaran Soylu, “TSK, Emniyet, yargı ve bürokraside ne kadar FETÖ’cü vardı, ne kadar kaldı?” şeklindeki soru üzerine ise, “Söylemeyeyim isterseniz… ‘Çoğu gitti azı kaldı’ diyebiliriz. ifadelerini kullandı.

Sabri Uzun’un tutuklanması

Cumhurbaşkanına hakaret ve terör örgütüne yardım suçlarından tutuklanan eski İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun, konusundaki soru üzerine ise Soylu, şöyle dedi:

“İşin yargı boyutuna karışmam ama devlet bize namusunu teslim etti. Yani, biz görevimiz esnasında konuşabiliriz, vatandaşımızı doğru bilgilendirmek için. Soruyorsunuz söylüyoruz ama yani ben şunu anlayamıyorum, bugünkü İstihbarat Başkanımızın ismini biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Jandarmada biliyor musunuz? Buralar devletin mahrem yerleri, namus yerleri. O adamlar işlerini kahramanlıkla yaparlar, orada çalışırlar. Ben geçen akşam istihbaratta bin kişiyle beraber iftar yaptım. İnanın konuşmaya çıktım, gözlerim şimdi bile nemlendi, yaşardı. Sebebi şu, biz uyurken bu çocuklar çalışıyorlar ve bunun elinde her şey var. Namusumuz bizim bunların elinde. Herkes yani vıdı vıdı vıdı bu nedir ben bunu anlamıyorum. Yarın ben bu işi bırakacağım. Ne yapacağım, bugüne ait bildiklerimi yarın öbür gün söyleyecek miyim, söylemem mi gerekiyor? O zaman bu millet, bu devlet bize niye mahremini teslim ediyor?”

Türkiye’de insan kaynağının adeta heder edildiği, insanların birbirine olan güveninin sorgulandığı çok zor bir dönemden geçildiğini, aktaran Soylu, “Bütün bunların içerisinde bir yerlerde birileri oturmuşlar, sanki geçmişte çok iyi bir iş… Getirdiniz, yaptığınız iş belli 15 Temmuz, Allah’ı seversen. Bu kadar basit.” ifadelerini kullandı.

Son dönemde dezenformasyon içeren haberlerle sıkça karşılaştıklarını aktaran Soylu, bu konuda mücadele için “Dezenformasyon Müdürlüğü” şeklinde bir oluşum düşündüklerini ifade etti.

Soylu, sınırda terörle mücadele konusunda sis ve puslu hava nedeniyle sıkıntı yaşandığını da dile getirdi. El yapımı patlayıcı ve teröristlerin kullandığı uzun menzilli keskin nişancı tüfeği gibi tehlikelerin bulunduğunu aktaran Soylu ancak insansız hava araçları, drone’lar konusunda Türkiye’nin büyük yol katettiğine dikkati çekti.

Soylu, “Hem insan kaynağı hem teknoloji konusunda çok güçlüyüz ve kendimizi çok geliştiriyoruz. Karşı taraf atak yaptığı zaman, ağabeyleri bunlara bir teknoloji öğrettiği zaman o teknolojiye cevabımız çok uzun süre almıyor. Burada TÜBİTAK’tan savunma sanayine kadar muhteşem bir sinerji var ve bu sinerjide herkes koşuşturuyor.” ifadelerini kullandı.

“O zaman sosyal medya gelsin bizi yönetsin”

Yurt dışında kanser tedavisi olmak isteyen KHK ile görevinden ihraç edilen Prof. Dr. Haluk Asuman Savaş ile eşi Doç. Dr. Esen Savaş’la ilgili soru üzerine Soylu, kanser hastası olan bir kişinin yurt dışında tedavi görmesinin en temel insan hakkı olduğunu ancak meseleyi iyi tanımlamamak gerektiğini söyledi.

Türkiye’de FETÖ iltisaklı olanlarla ilgili ihraç edilenlerle ilgili bir kanun olduğunu, KHK kapsamında ihraç edilenlerin pasaportlarının iptal edildiğini ifade eden Soylu, şöyle konuştu:

“Bu bir idari karar değil, bu bir kanun. Yani ben bunlara pasaport veremem. Nasıl verebilirim, istisnai bir şartla verebilirim. Bunu da kanun yazmış, İçişleri Bakanı teklifiyle Cumhurbaşkanı bir kişinin yurt dışına çıkmasını temin edebilir. 

FETÖ’den dolayı ihraç edilmiş bir kişiden bahsediyoruz. Biz olağanüstü bir dönemden geçtik. Şunu iyi ayıralım. Mahkemenin vermiş olduğu karar beraat kararı, neye beraat kararı vermiş. FETÖ’nün çağrısını yaptığı ve Bank Asya’ya çağrı yaptıktan sonra yatırdığı, yüksek derece bir parayı, mesele geldi diye söylüyorum onun beraatini vermiş. Ve FETÖ derneklerinin beraatini vermiş. Biz bu kararı niçin almışız, bunlar yurt dışına çıkmasınlar diye. Hukukumuzu koruyalım, eğer bunlarla ilgili bir durum söz konusuysa bunların mahkemeye çıkmasını temin edelim, aynı zamanda da bunların yurt dışına çıkıp da kim olduklarını bilmiyoruz, karanlık bir dönemden geçtik. Ve böyle bir kanun ortaya konuldu.

Bu hoca, profesör hangi gün müracaat etmiş 13. Şu anda biz Türkiye’de bir haftada en geç veriyoruz, 3-4 günde de veriyoruz. 5 günde de veriyoruz. Ben haksızlıkla karşı karşıya kaldığım zaman çıldırıyorum, kimse kusura bakmasın. 13 Mayıs’ta gidiyorum nüfus idaresine diyorum ki bu pasaportu alacağım. 16’sında olay bitti, 3 gün içinde. Ağır işleyen bir devletimiz var ya. Adam üç gün içinde kusura bakmayın BBC’ye çıktı, DW’ye çıktı. Ben İçişleri Bakanıyım ben hiç BBC’ye DW’ye çıkmadım. Çıkmadığı yer yok, bütün sosyal medya. Bir arkasına bakın nedir, ne değildir, ne oluyor.”

Süleyman Soylu, başvurudan sonraki süreç içerisinde hakem hastanelerinde bilgilerin ve belgelerin karşılaştırıldığını, durumu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ilettiklerini vurgulayarak, “Bu istisnayı kullanmak isteriz, buyurun kullanın dedi. Netice itibarıyla bu istisna 20 yılda birkaç kez verildi. Neticede bu meseleyi bir noktaya getirdik, bugün de pasaportu Adana’dan, bir de esas dosya Gaziantep’te. Bunlar önemli meseleler. Ben bilmiyorum ki bizim araştırmamız lazım, bakmamız lazım etmemiz lazım. O zaman sosyal medya gelsin bizi yönetsin, idare etsin.” diye konuştu.

Tahditlerle ilgili çalışma

Bakan Soylu, yaklaşık 370 bin civarında pasaporta tahdit koyduklarını ancak bunların hepsinin FETÖ olmadığını, FETÖ’den konulan tahditlerin toplamının bu rakamın yarısı kadar olduğunu dile getirdi.

Tahditlerle ilgili iki defa çalışma yaptıklarını dile getiren Soylu, şöyle devam etti:

“Birisinde 175 bin tahdit kaldırdık, çünkü süreç geçtikçe biz de önümüzü görebiliyoruz. İkincisinde 57 bin tahdit kaldırdık. Şu anda FETÖ’den dolayı olan tahdit sayısı zannediyorum 100 bin civarında. Bunun 25 bini ya kaçak ya içeride hapishanede tahdit konulanlar. Rasyonel, reel şöyle bir 75-80 bin civarında bir tahdit var. Seçimden önce de bununla ilgili bir çalışma yaptık. Seçim öncesinde bunu tutalım seçimden sonra yapalım dedik, şimdi o çalışmayı yapıyoruz TBMM’de. İdari mekanizmayla da bunun çözülebileceği bir edilebilir diye bir şey getiriyoruz, idare inisiyatif alıyor. Böyle durumlar olduğu zaman buna bu tahdidin kaldırılabilmesine yönelik. Kanun bize böyle bir imkan sağlamıyor.”

Bakan Soylu, Türkiye’de idari karar şerh kaydı bulunan toplam kişi sayısının 343 bin olduğunu, bunun içerisinde adli işlemin 128 bin, arama yakalama kaydı bulunan 26 bin kişi, cezaevlerinde bulunanların sayısının ise 32 bin olduğunu dile getirdi.

FETÖ’den idari karar kaydı olanlardan ihraç bilgisi olan kişi sayısının 130 bin, ihraç bilgisi kaydı olan bulunan kişilerden yurt dışı çıkış yasağı olan kişi sayısı, adli işlemin 57 bin, arama, yakalama kaydı olan 7 bin kişi, ihraç bilgisi kaydı bulunan kişiler arasında cezaevinde olanların da 16 bin 500 kişi olduğunu aktaran Soylu, son 8 ayda, 350 bin 435 kişinin pasaportlarındaki iptal şerhlerinin kaldırıldığını, bu konuda ciddi bir çalışma yapıldığını ifade etti.

“Türkiye kendi kalıbını büyütüyor”

Bakan Soylu, “Yabancı yayın kuruluşlarını bir araya getiren motivasyon ne?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Türkiye kendi kalıbını büyütüyor. Kendi kalıbını büyütmesini istemeyenler var. Bu şu demek, etrafta söz söyleme kabiliyetinin oluşması demek. Eskiden oturan bir Türkiye vardı. Şimdi, Amerika İstanbul seçimini not ediyor. Senin İstanbul seçimiyle ne ilgin var da not ediyorsun? Biz not etmeye çalışsak sizin demokrasinizi bu konuda çok notlar yazmak gerek. Ancak şunu söylemek lazım, benim siyasi sezim, seçimin sonuçlarına yönelik bir hazırlık yapmışlar fakat seçimin sonuçları istedikleri gibi çıkmamış. Onların beklediği AK Parti yüzde 35-36’ya çakılacak. Cumhur İttifakı yok 44-45 civarında bir oy alacak. Bu bir meşruiyet tartışması oluşturacak. Bu meşruiyet tartışması içerisinde de bugün Özilhan’ın yazısını ve konuşmasını okuyun, ondan önce ara sıra satır aralarından CHP’li yazarların söylediklerine bir bakın. Artık Türkiye’nin başka bir ittifak, yönetim modeline geçmesi…

Senaryo şu, işte AK Parti ile MHP’yi birbirinden ayıralım, Türkiye’de yeni bir geniş bir model kuralım, kuramazsak da Türkiye içerisinde farklı bir baskılama modeli uygulayalım. Buna ekonomik saldırı dahil. Türkiye’de evet bir saldırı olduğu gözüküyor. Türkiye’nin dışarıdan ekonomik olarak etkilenmek istediği açık ama Türkiye direniyor ve ayakta kalıyor. Bunun şiddetini daha artıracak bir Türkiye programı uygulanmaya çalışılıyor. Bu apaçık ortada. Bu programlarla birlikte acaba içeride istikrarsızlığı körükleyebilecek, siyaseten zayıflatabilecek ve saldırabilecek, her meseleyi farklı bir noktaya evirebilecek bir sonuç oluşturabilir miyim diye bundan istifade edenler var. Gezi olayları gibi, şunlar gibi, bunlar gibi, kimseye böyle bir şeyi aklından geçirmemesini bu ülkenin İçişleri Bakanı olarak tembih ederim. Türkiye’nin demokrasisine de huzuruna da kardeşliğine de kimseyi musallat ettirmeyiz. Bunun gücü ne kadar büyük olursa olsun.”

Bakan Soylu, TÜSİAD YİK Başkanı Tuncay Özilhan ile bazı STK’ların açıklamalarına ilişkin de “Bu arkadaşlarımızın eski alışkanlıklarla beraber yapmış oldukları bu meseleyi ben çok önemsemiyorum. Sadece Cumhurbaşkanımız çok net şekilde herkesin kendi işine bakması lazım geldiğini ifade etti. Bu çok doğrudur. Yapmaları gereken, bu ülkenin zenginliğine zenginlik katabilmek için gayret sarf edebilmektir. Hala birilerinden icazet almak, Türkiye’ye ayar vermeye çalışmak kimsenin haddi değildi, ayar vermeye çalışmak Türkiye’nin eski kodlarıdır. Buna gerek yok.” ifadelerini kullandı.

“Kayıp çocuk vakaları yüzde 30 azaldı”

Anadolu Ajansı (AA) muhabirinin arama çalışmalarına değinen Soylu, “O bölgeyi çok iyi biliyorum. Neden biliyorum, oralar bizim Of’tan yaylaya gittiğimiz yollar. Çok tehlikeli bir bölge, arabayla düşenler de oldu. Çocukluk arkadaşlarımdan kaybettiğim oldu orada. Kar kütüğüne başmış ve çok talihsiz bir yere düşmüş. Ayakkabısı, fotoğraf makinesi bulundu. Türkiye burada hiçbir imkanını ihmal etmiyor, her şeyini ortaya koymaya çalışıyor. Duamız sağ salim bulunmasıdır. Valilerimiz bu konuyla ilgileniyorlar.” diye konuştu.

Soylu, Türkiye’de kayıp çocuk vakalarının yüzde 30 azaldığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yüzde 98,6’dır kaybolan çocukların bulunma oranı. Bunların yüzde 56’sı yabancı uyruklu, geri kalanı ise Türk vatandaşıdır kaybolan çocukların. Bir de kayıp çocuk raporu hazırlattım önümüzdeki hafta arkadaşlarımız bunu paylaşacaklar. Çocuk istismarı özellikle ilgilendiğim bir konudur, kadın cinayetleri de öyle. Bu rakamları kamuoyuyla paylaşmalıyım o kadar çok dezenformasyon oldu. Bu çocukların kimisi yarım saat sonra bulunuyor, kimisi iki-üç gün sonra bulunuyor.”

Soylu, polis olma noktasında renk körlüğü nedeniyle sorun yaşayanlara değinerek, “Vatandaşlar, biz de bu sorunu bildiriyorlar. Renk körlüğü konusunda arkadaşlar çalışıyorlar. Ne noktada olduğumuzu tam anlamıyla paylaşacağım.” ifadesini kullandı.

Polis başvurusunda yaş sınırı konusunda bir söz verdiğini hatırlatan Soylu, şunları kaydetti:

“Bir puan koymanız lazım, aşağı düşürseniz daha fazla kişi girecek, bizim buradaki eleme dilimimiz artacak. Biz 4 ayda polis yapıyoruz şu an. Neden ihtiyacımız var. 50 bin polis gönderdik FETÖ dolayısıyla bizim bunu doldurmamız lazım. Bunun için de bizim zamana ihtiyacımız var. Bunu 60-65’e düşürebiliriz. 70 KPSS alan daha iyi polislik yapar demiyorum ama zamana ihtiyacımız var. Bu zaman dilimi içinde çok başvuru için belli bir kısıt koyup orada tutmamız lazım. Önümüzdeki dönemde bunlara bakılabilir.”

3600 ek gösterge konusunda ise Soylu, “Sayın Cumhurbaşkanımızın bir sözü var. Polislerin emekliliğinde aradaki fark yaşam standardını etkileyecek nitelikte. Bunu hepimiz biliyoruz, bunun için böyle bir değerlendirme yapıldı. Bu gerçekleşecek. Bugün gerçekleşmemesinin sebebi içinde bulunduğumuz süreç. Seçim falan derken böyle bir tablo ile karşılaştık.” dedi.

Kimlik kontrolleri

Kimlik kontrolleri yapılması konusundaki soru üzerine ise Soylu, bu konudaki şikayetlere değindi.

Havalimanları ve sınır kapılarındaki analiz çalışmaları konusunda Türkiye’nin dünyaya örnek olabilecek bir noktada bulunduğunu aktaran Soylu, teknolojik donanımla vatandaşların mağduriyetini ciddi ölçüde azalttıklarına dikkati çekti.

Soylu, bu konuda bir kişinin uzaktan analiz ettiği, diğer üç kişinin analiz yaptığı İngiltere modelini uyguladıklarını belirterek, “Bizim eksiğimiz şu, ben bunu üstüme alıyorum, bu kardeşlerimize bu konudaki eğitimi sıkıntımızdan dolayı az verebiliyoruz. Bunu vermemiz lazım. Bu bir mesleki eğitim meselesi. Bu konuda çok haklısınız. Bizim pazartesi yapacağımız toplantının önemli başlıklarından birisi de bu.” ifadelerini kullandı.

“Siz aday olsaydınız sonuç farklı olur muydu?”

“Siz aday olsaydınız sonuç farklı olur muydu?” şeklindeki soru üzerine ise Soylu, kendisinin öncelikle bir siyaset adamı olduğunu belirterek, “Siyasetin altın bir kuralı vardır. Evet istişare yaparsınız, meşveret yaparsınız. Ben bu partinin mensubuyum. Bu parti bana hangi görevi verirse, gücüm yetiyorsa, takatim yetiyorsa onu gücüm yettiğince yerine getiririm.” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde çalışmalar yürüttüğünü aktaran Soylu, “Benden çok daha tecrübeli, çok daha görmüş. Ben bir alanda çalışıyorum, o benim alanım dahil birçok alanda karar veriyor, çalışıyor, tecrübesi var, bilgisi var.” ifadelerini kullandı.

Mehmet Özhaseki’nin de işinde mahir, tecrübeli, yolsuzluğu, usulsüzlüğü olmayan bir siyasetçi olduğunu aktaran Soylu, “AK Parti bir karar vermiş, onu Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapmış. Ondan sonra yapılacak her şey suyu bulandırmaktır. Bu her yer için böyle geçerlidir.” diye konuştu.

Bakan Albayrak ile aralarının açık olduğu iddiası

Programda gazeteci Cem Küçük, Bakan Soylu’ya, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile aralarının açık olduğuna dair dedikoduları hatırlatarak, “Berat Bey’le aranız kötü mü?” şeklinde soru yöneltti. Soylu, soruyu şöyle yanıtladı:

“Bu soru birkaç kez daha geldi böyle bir dedikodu var mı, var. Biraz önce söylediğiniz mahviller bu tip dedikodular, üretirler, üretiyorlar. Biz, şahsiyetlerimiz üzerinden eğer bir siyaset geleceği oluşturacaksak bize yazıklar olsun. Kişiliklerimiz üzerinden, memleketimizin bu kadar meselesi varken, bu ülke bu kadar dertle karşı karşıyayken, bunu şahsiyetlerimiz ve kişiliklerimiz üzerinden… Tam tersi bizim oluşturduğumuz ciddi bir sinerji oldu Berat Bey’le. Ne zaman oldu? İlk bakan olduğumuz, birlikte olduğumuz dönemler. Şimdi, o, o kadar işine gömülü, ben o kadar işime gömülüyüm ki ikimize de verilen büyük sorumluluklar var. Bu sorumluluklar bizim açımızdan çok önemli sorumluluklar. Birincisi ekonominin kaptanı, tam kaptan yani. Bir de burada bir birikimi ve bir ekonomik saldırıyı, iki kelimeyi de doğru kullanıyorum, birisi bir birikimi, bir maliyeti, iki ekonomik saldırıyı ortadan kaldırabilmek için ve Türkiye’yi ekonomide yükselen bir rayın içerisine koyabilmek için büyük bir mücadele veriyor.”

“Dedikodulara üzülüyorum”

Akşam saat 06.00’da işini bırakan politikacılardan olmadıklarını vurgulayan Soylu, şunları anlattı:

“Saat 6’da, 7’de, 8’de işini bırakan, birileriyle oturup akşam sohbetleri yapan, dünyayı kurtaran, Türkiye’yi kurtaran bir halimiz yok. Biz hamal gibi çalışıyoruz. Gecenin ikisine, üçüne kadar çalışıyoruz ve bunu yapmak zorundayız. O da çalışıyor, ben de çalışıyorum. Ben onun nasıl çalıştığını görüyorum, o benim nasıl çalıştığımı görüyor. Bu tabloyu gördükten sonra bütün bunların hepsi, üzülmüyor muyuz? Üzülüyoruz. Ben üzülmüyor muyum, üzülüyorum. Bu tip dedikodulara dahi üzülüyorum. Sebebi şu, biz başka bir anlayışın içerisinde ama Türkiye’de bunlar hep yaşanmış, hep olmuş. Rahmetli Menderes’le, rahmetli Celal Bayar’ın oradaki bakanların, daha sonra Adalet Partisi dönemi, Anavatan Partisi dönemi hep bunu yapmışlar ama bu dönem başka bir dönem. Bütün bunu konuşurken şunu söyleyeyim eğer kendimizin böyle bir nefsi var idiyse, eğer bunu Cumhurbaşkanımızın bu kapsayıcılık ve kuşatıcılık içerisinde bize evlat gibi muamele ettiği bir noktada biz bunu yapıyorsak bize de yazıklar olsun. Bu kadar açık ve net.”

Bu konunun gündemde tutulmasından da rahatsız olduğunu dile getiren Soylu, şöyle devam etti:

“Hepimizin birbiriyle ayrı fikirleri, düşünceleri, farklı yaklaşımları söz konusu olabilir. Bir şeyi daha söyleyeyim, bu kabinede aynı yaklaşımı, aynı siyasal bakışı, aynı hassasiyeti en çok birlikte yaşadığım Berat Bey’dir. Bunu çok net söylüyorum. Siyasal bakış, Türkiye bakışı, gelecek bakışı, aynı hassasiyetleri en çok yaşadığım, en çok kişilerden biri demiyorum, ama iş tutma biçimi farklı olabilir, onun alanı farklı, benim alanım farklı. Bunlar apayrı bir şeyler ama temel politikalar, bilmem ne bu apayrı bir şey. Böyle bir şey konuşmadığımız, küs olduğumuz, birbirimize bakmadığımız, baktığımız, ben anlamıyorum bunları ve üzülüyorum bunlarla ilgili. Bundan bir endişem de şu yani şundan da endişe ediyorum, hakikaten üzülüyorum da ben vatandaş olsam, ‘Memleketin meselesi bitti de bu ikisinin böyle birbirleriyle bilmem nesi mi kaldı’ diye bu incitici, ayıp da bir şey.”

“Almanya yapınca kimse ses çıkarmıyor”

Bakan Soylu, yurt dışındaki FETÖ üyeleri ve PKK’lıların vatandaşlıktan çıkarılmasına ilişkin soru üzerine, “Yapıyoruz, oluyor tabii o süreç işliyor biliyorsunuz. Onun kanunla oluşturulan bir süreci var, o süreç işliyor. Bu artık dünyaya çok ayrı bir şeyle gelmiyor. Almanya da yapıyor. Gerçi biz yapınca herkes eleştiriyor, ‘Olur mu böyle bir şey?’ diyor, Almanya yapınca kimse ses çıkarmıyor. Bu genel kabul görmüş karine olarak kabul ediliyor.” dedi.

Soylu, AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Binali Yıldırım’ı tanıdığını belirterek, CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nu çok iyi tanımadığını dile getirdi.

Kendisinin de İstanbul seçmeni olduğunu ve oy kullanacağını söyleyen Soylu, İmamoğlu’nun belediye başkanlığı yaptığı Beylikdüzü’nde herkesin bahsettiği, vatandaşa dokunan bir çalışma duymadığını aktardı.

İstanbul’un geçmişteki kötü şartlarından bahseden Soylu, AK Parti hükümetlerinin yaptığı önemli çalışmaları anlattı.

Soylu, “1989-1994 Gaziosmanpaşa Belediyesinden biliyorum. İhale belediyeciliğinden başka hiçbir şey yoktu. En ufak bir şeylere müdana eden insanlar söz konusuydu. Bunların hepsine şahit olduk.” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’nin sürekli büyüdüğünü ve İstanbul’un çok şey kazandığını vurgulayan Soylu, “İstanbul bir küresel merkez oldu. Benim endişem şu; İstanbul bunu kaybedecek endişesi taşıyorum.” dedi.

Bakan Soylu, İstanbul bir siyasal kavganın başat aktörü haline getirilmemesi gerektiğine vurgu yaparak, “Karar İstanbullunundur, biz anlatmaya çalışacağız. İstanbul’u ideolojilerin şehri ve siyasi kavganın başat aktörü haline getirmek, İstanbul’a yapılabilecek en büyük kötülüktür.” şeklinde konuştu.