14 Ağustos 2013 Tarihli TRT Türk’te yayınlanan programın tam deşifresi

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı sayın Süleyman Soylu’nun, 14 Ağustos’ta TRT Türk Televizyonu’nda Ömer Şahin’in hazırlayıp sunduğu Görüş Farkı programının tam deşifre metnidir.

Sayın Ömer Şahin: Görüş farkından iyi akşamlar değerli izleyiciler. AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Süleyman Soylu bizlerle beraber. Sayın Soylu ile gündemi değerlendireceğiz. Sayın Başkan hoşgeldiniz.

Sayın Süleyman Soylu: Hoş bulduk, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Ömer Şahin: Gündem daha çok iç gündem konuşuluyor. Ama bugün Türkiye’nin de, Dünya’nın da sadece Dünyanın gündemi Mısır. Mısır’da yeni bir katliam oldu. Bu darbe yönetiminden sonra üçüncü katliam! İnsanlar Namaz kılarken katledilmiş, bugün eylem yapan insanlar sabah katledildi. 100’ün üzerinde 100’lerce, 2000 filan şeklinde yansıdı ama ölü sayısı insanların 500’e yakın ölü, 5000 civarında da yaralı var. Nasıl değerlendiriyorsunuz Süleyman Bey yani bir tarafta barışçıl eylem yapan insanlar bir kitle, öbür taraftan bir darbe yönetimi, oradan tabi Türkiye’ye yansımalarını da konuşacağız. Ben bu olayla ilgili önce bir genel gözleminizi bir değerlendirmenizi almak istiyorum.

Sayın Süleyman Soylu: Tabi bu yani Mısır’da yaşananlar, darbe, orada darbe yönetiminin ortaya koymuş olduğu davranışlar, bütün bunların hepsi 21. yüzyılı bizim okumamız açısından büyük bir hayal kırıklığı! Yani biz 21. yüzyılı hayal ederken veya 21. yüzyılın hayal edicileri hiç böyle bir değerlendirmeyle karşı karşıya değildi! Bu birinci tespitim.

İkincisi, özellikle Amerika’ya Batı’ya hak ettiğinden çok daha fazla ehemmiyet verilen bir çağın içerisindeyiz. Şimdi buradan baktığımızda çok net bir şekilde şunu görüyorum ki; Bizim ifadelerimiz öyleydi zaten. Yani özellikle Tahrir Meydanı’nda 25 Ocaktan itibaren başlayan bu devrimin, özellikle demokrasi devriminin bir Amerikan uyarlaması olmadığını biz iddia ederken ve Batı uyarlaması olmadığını biz iddia ederken, Türkiye’de ve Dünya’da bunun bir Batı uyarlaması olduğunu ve bunun bir Amerikan uyarlaması olduğunu iddia edenler kendilerine yönelik bir alan çizmişlerdi. Oysa ben şuradan görüyorum ki; Özellikle Amerika ve özellikle Batı bu konuda çok önemli bir rövanş alma iyi geçiren 2-2,5 yıl sarf etmiş. Yani oradaki Tahrir Meydanı’ndaki bu süreci, 25 Ocak’ta başlayan ve halkın kendi idaresine irade koymayı ve ortaya gerçekleştirdiği süreci kendisine yönelik bir hamle okumuş, değerlendirmiş ve buna yönelik bir rövanş hazırlığı içerisinde olmuş. Şimdi bir mahalle düşünün, bir sokakta genç bir kıza tecavüz ediyorlar ve o sakaktaki bütün perdeler kapanıyor, bütün kapılar kilitleniyor. Dünya bu noktada şimdi! Yani insanlar öldürülüyor, savunmasız, sadece demokratik talepleri olan insanlar katlediliyor ve bunlar demokrasiyi bertaraf ederek, bundan 1 yıl önce Mursi kimsenin itiraz etmediği bir seçim sonucunda, muhaliflerinde kabul ettiği bir seçim sonucunda, Dünya’nın da kabul ettiği bir seçim sonucunda gelen bir yönetim ve onun başındaki bir lider darbe sonucunda devriliyor, Dünya sesini çıkartmıyor! Biraz önce söylediğim gibi sokakta bir tecavüz var, fakat sokaktaki tecavüze herkes perdelerini indirerek ve kapısını kitleyerek sessizliğini koruyarak bir şekilde sırtını dönüyor. Şimdi bu tablo niçin gerçekleşiyor? Şimdi bu tablo niçin gerçekleşiyor? Bu acımasız, bu ahlaksız tablo! Ve burada bir sonuç daha söyleyeyim; Bir felsefi uzlaşma içerisinde Batı! Yani özellikle demokrasi konusunda bir felsefi yozlaşma içerisinde. Yani kendi çıkarlarını, kendi menfaatlerine yönelik yıllardan beri yani çok uzun yıllardan beri sürdürebildiği, sürdürdüğü demokrasi ayaklı bir merkezden kendisinin ortaya koyduğu bütün değerlerden vazgeçen bir anlayış içerisinde.

Sayın Ömer Şahin: Peki Süleyman Bey, bu tablo yani ortada ahlaksız bir tablo var ve siz çizdiğiniz çerçeve daha çok Milli İrade çerçevesi. Yani diyorsunuz ki “Seçimle Gelmiş” AK PARTİ’nin de öyle, neden çok destek veriyor Türkiye? Siz şimdi iş başına gelmiş bir sivil yönetim, bir bahçede eylem var onu bir askeri darbe darbeye karşı Türkiye hükümet bir duruş sergiledi. Bir milli irade gaspı da var burada! Yani siz iç siyasetin içinde değerlendirmeleri zaten yıllarca bu kavramla daha çok öne çıkmış bir siyasetçisiniz. Şimdi bu içinde bulunduğumuz tablo şöyle bir sonuçta doğurur mu, Demokrasi Batı’nın ürettiği bir değer, bu bölgede bir bunu yapanların artık demokrasiye bir kaygısı olmadığıda işin doğrusu ortaya çıkıyor. Ama bu coğrafyadaki insanlarında Ortadoğu’nun veya Türkiye’deki demokrasiye olan inancının veya Batı’lı değerlere olan inancının da zayıflaması sonucunu doğuracak mı bu? Yani bizim muasır medeniyet hedefimiz var.

Sayın Süleyman Soylu: Şimdi Batı’lı refleksler bu konuda iki anlamda köreldi. Yani refleksin körelmesinin iki temel sebebi var. Birincisi İslamafobik bakıştır. Yani Batı İslam’dan ciddi bir korku içerisinde. Müslümanlıktan ciddi bir korku içerisinde ve bu korkusunu yenemiyor. Ve bu korkusunu yükselten değerleri sürekli kendi içerisinde upload ediyor, yeniliyor bu değerleri. Bu tehlikeli bir şey! Yani bunu yakın süreç içerisinde biz Avusturya’da da gördük, Hollanda’da da gördük, Fransada’da da gördük, Almanya’da da gördük, normal hayatın içerisinde gördük. Ve bu İslamafobik korku Batı’nın şu anda Mısır’da ve Ortadoğu’da gerçekleşen hadiseler karşısındaki refleks gördüğünü ortaya koyuyor.

İkincisi Stratejik bakıştır! Stratejik bakışta şu; Özellikle Batı bu konuda şöyle bir sıkışmışlık içerisinde, şöyle bir değerlendirmesi vardı geçmişte; Eğer Ortadoğu kaos teorisinden kendisini kurtarmak istiyor ise ve Ortadoğu kaos teorisine yönelik bir veda ile karşılaşmak istiyor ise yapmamız gereken tek şey Türkiye modelli yani İslam ve Demokrasi’yi, Müslümanlıkla Demokrasiyi biraraya getiren ve burada çoğulculuğu, açık toplumu, insan haklarını, temel hak ve hürriyetleri tıpatıp bir Batı’lı değerler silsilesi içerisinde değil ama belki de onunla da özdeşleşebilecek bir yapıya taşıyacak ve aynı Dünya içerisinde yeni Dünya düzeninde bütün ülkelerin kendi değerleriyle birlikte bu küreselleşme içerisinde değişeceği bir model ortaya koymaya çalışıyor. Biz bu modelin 21. yüzyılın temel modeli de olduğunu düşünüyor idik. Hemen hemen herkes böyle bir şey düşünüyor idi. Ta ne zamana kadar? Ta seçimle, özellikle Müslüman kardeşler gibi organizasyonları ve yıllarca orada ötekileştirilmiş, mesela 1952’den itibaren ciddi bir şekilde 2011’e kadar otoriter bir yönetim, hatta diktatöryel bir yönetim diyebileceğim bir yönetim, bunun 35-40 yıl’ı olağanüstü hal ile geçti Mısır’da. Yani sürekli olarak olağanüstü hal ile geçti. Bu dönemi 30-35 yıllık sürecin tamamı olağanüstü hal ile geçti ve bu olağanüstü hal içerisinde bu Batı’lı değerlerle örtüşen, yönetimsel anlamda örtüşen, halkla örtüşmeyen bir yapı söz konusuydu. Şimdi halkın seçtiği ve dün ötekileştirilen, bugün ise kendi yapmış olduğu eylemlerle ve kendi talep ettiği demokrasiyle birlikte Mısır’da iktidara gelen bir yapının kendisi için ve kendi ürettiği Batı’lı değerler içerisinde tehlikeli olduğunu düşündüğü andan itibaren “Beyaz Darbe” denilen bir kavramın arkasına sığındılar.

Sayın Ömer Şahin: Hala darbe denmiyor ama! Bugün Amerika kınadı ama hala darbe demedi!

Sayın Süleyman Soylu: Hala darbe denmiyor! Şimdi burada en temel meselelerden bir tanesi, ben demin bir felsefik yozlaşmadan bahsederken tam anlamıyla buradaki bir yozlaşmadan bahsediyor idim. Yani bugün belki de şimdi Irak’a bir şekilde müdahale edildi. Afganistan’a müdahale ediliyor, Pakistan’a ayar verilmeye çalışıyor. Yani bir çok ülkeye bu konuda müdahaleler yapılmaya çalışıldı. Bu müdahaleler yapılırken tek argüman demokrasi’ydi ve demokratikleştirmekti! Şimdi öyle bir noktaya geldi ki tam anlamıyla orada vesayet sisteminin devam etmesinin demokrasiden kendileri açısından ve Batılı değerleri açısından çok daha önemli olduğunu ve demokrasinin gözardı edilebileceğini, temel hak ve hürriyetlerinin gözardı edilebileceğini, insan onurunun gözardı edilebileceğini, demokrasinin en temel ve somut gerekçesi olan sandığın gözardı edilebileceği konusunda bir temel sonuca ulaşıldı.

Sayın Ömer Şahin: Peki bu yaşananları siz 27 Mayıs’a birçok olayda atıfta bulunuyorsunuz, Türkiye’deki bir işte “Beyaz Devrim” dediniz, Demokrat Parti’nin gelişi, sonra 27 Mayıs’ın yaşanması, ona mı daha çok benzetiyorsunuz geldiğimiz noktada? Yoksa 28 Şubat’a mı Mısır’daki yaşananları. Ona da darbe denmedi 28 Şubata da!

Sayın Süleyman Soylu: Buda güzel bir soru. Bakın ben iki darbeye benzetiyorum. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Eylül 1980 darbesi!

Sayın Ömer Şahin: 28 Şubata benzetmiyorsunuz!

Sayın Süleyman Soylu: 28 Şubata benzetmiyorum! Neden? Yani yapılış itibariyle ve şu anda sürdürülebilir süreci itibariyle bu ikisine benzetiyorum. Neden benzetiyorum; Kim yaptı 27 Mayıs Darbesini? Milli Birlik Komitesi denen bir çete gerçekleştirdi. Bir çabulcu takımı gerçekleştirdi. 27 Mayıs 1960 darbesini gerçekleştiren bir çetedir ve bir çapulcu takımıdır. Ahlaksız bir yapıdır 27 Mayıs! Peki, ne yaptılar? Dikkat edin, darbe süresince kendi fikirlerini ikame ettiler, Genel Kurmay Başkanlığına kendi adamlarını getirdiler, mevcudu istiskal ettiler, 27 Mayıs 1960’tan sonra Cemal Gürsel’i getirdiler ve ondan sonra ne yaptılar? Onu Cumhurbaşkanı yaptılar ve yönettiler ve idare ettiler. Yeni sistemi de istedikleri gibi kurdular. Yani Milli Birlik Komitesinin ruhu 1960 darbesi ve sonrası ayrılmadı! Peki, şimdi kim idare ediyor? Mısır’ın bir Cumhurbaşkanı var, Cumhurbaşkanı mı idare ediyor?

Sayın Ömer Şahin: Hayır Sisi!

Sayın Süleyman Soylu: Sisi idare ediyor. Şimdi o çete yani güdüllü komitesinin oluşturduğu çetenin ruhu bugün Mısır’da devam etmektedir. Bu birincisi,

İkincisi, Birde darbeyi olgunlaştırmak var! Şimdi Darbeyi olgunlaştırma sürecide biz 12 Eylül 1980’de gördük. Darbeyi olgunlaştırabilmek için sivillerle birlikte hareket eden ve uluslararası uzantılarıyla beraber hareket eden bir yapı oluştu. Ve hatırlarsınız yani o günün Amerikan Başkanı’na, kulağına eğilerek bir konserde “Bizim çocuklar bu meseleyi başardı…”kimi hatırlarsınız 1980 öncesi özellikle sabahleyin bir silah bir sağcıyı, öğleden sonra aynı silah bir solcuyu katletti. Tek merkezden yönetilen, sermayenin bu işin içerisinde olduğu, daha doğrusu tetiklemeye çalıştığı, darbeyi askerlerle birlikte o günkü ihtilalcilerle, darbecilerle birlikte tetiklemeye çalıştığı, olgunlaştırmaya çalıştığı bir süreç. Bugün de olgunlaşıyor! Nasıl olgunlaşıyor? Dikkat edin, Amerika’dan ve Avrupa’dan gözlemciler geldi, bir takım temsilciler geldiler. Güya Sisi ve etrafındakiler şöyle bir süreç ortaya koymaya çalışıyorlar; “Biz barışçıl bir şekilde bu gösterilerin sona ermesini istiyoruz ve biz önümüzdeki yakın süreç içerisinde demokrasiye tekrar geçebileceğimiz konusundaki iddiamızı yeniliyoruz.” Tam tersi, bugünkü katliamın sebebi Amerika’dan ve Avrupa’dan oraya gelen gözlemcilerdir! Çünkü onlar hem Sisi’ye hem bugünkü darbe yönetimine meşruiyet sağlamışlardır. Yani bu belki de insanlık tarihinin en önemli utançlarından bir tanesidir. Srebrenitsa’da Hollandalılar ve Hollanda askerleri ne yapmışlarsa, bunu çok açık bir şekilde söylüyorum, nasıl oradaki bu katliamın sorumluları ve mahkeme önünde de bu konuda hüküm yemişlerse, bugün Amerika’nın ve Avrupa’nın gözlemcileri de aynı şekilde Srebrenitsa’da ki gibi bu konudaki en önemli sorumlularından bir tanesidir. Yani bütün Dünya’nın gözü önünde darbe olgunlaştırılmaya ve darbe bir meşruiyet çizgisine doğru çekilmeye çalışılıyor.

Sayın Ömer Şahin: Baradey Cumhurbaşkanı Yardımcısı istifa etti, liberal bilinen bir isim, nasıl liberalse o da halka acımayan darbeci bir liberal ve nobel ödüllü. Bu Selefiler galiba desteğini çekti, yapının darbeci yapının da çok uzun süre gidemeyeceği de görülüyor. Yani orada bir çözülme, halka dayanmayan bir yapının zaten uzun sürede devam etmesi beklenemez. Seçimlerde var ama ben böldüm galiba cümlenizi buyurun,

Sayın Süleyman Soylu: Şöyle, bu sorunuzun da bir karşılığı var tabi cuntacılar kendi içerisinde yaklaşık bir dönemdir ciddi bir çatışma yaşıyorlar. Ve özellikle Baradey ve öteki ekibin birkaç günden beri de Adeviye Meydanı ve diğer yapılanmaları ve önerileri söz konusu. Hakikaten bu konuda da sanki bir konsensüs sağlanmış gibi gözüküyor idi ki bugünkü müdahaleyi hep beraber gördük. Yine burada 1980 darbesine benzer veya 1960 darbesine benzer senaryolar var. Darbenin bir ekibi tasfiye ediliyor ve darbe devam ediyor.

Sayın Ömer Şahin: Darbe evlatlarını yiyor bir yandan da.

Sayın Süleyman Soylu: Evet, Batı özellikle Amerika ve Avrupa bu konuda maalesef, yani bunu da üzülerek söylüyoruz, yine onların bir yönlerinin ve bir yüzlerinin çıplak bir şekilde bizle karşı karşıya kalmasını, yani bu Batı karşıtlığı değil! Bu tam tersi bir demokrasi sahipliğidir, bu bir insan hakları sahipliğidir kim olursa olsun. Ve Türkiye’nin burada aldığı tutum çıkarcı bir tutum değildir! Burada aldığı tutum stratejik bir tutum da değildir! Türkiye’nin Suriye meselesinde aldığı tutumda Mısır meselesinde aldığı tutumda bir kendi coğrafyasının dayattığı bir realizm’dir. Realist bir yapıdır. Rasyoneldir ve insani bir yapıdır. Yani ve Türkiye Mısır konusunda dış politikasında belki de on yıllar boyunca kendisini ifade edebileceği, kendisine meşruiyet sağlayan ve kendi ilkelerini ve tutarlığını ortaya koyabilecek bir politika seyretmektedir ve bunu ortaya koymaktadır. Bugün maalesef Batı kendi bütün değerleriyle, demokratik değerleri olsun, insan hakları değerleri olsun, temel hak ve hürriyet değerleri olsun, insanlığa değeri olsun hepsinde kendi zeminini kaybetmiştir. İnandırıcılığını yitirmiştir ve bu konuda bence temel mesele Mısır olmakta birlikte temel mesele Batı’nın bu tip olaylara yaklaşımındaki samimiyetsizliği ve sağlıksızlığıdır.

Sayın Ömer Şahin: Şimdi Mısır’dan Türkiye’ye dönersek, bazı olaylarda benzeşme, sosyal olaylarda veya sonuçlarda her ülkeler arasında benzeşme olabilir. İşte siz 27 Mayıs benzetmesinde bulundunuz. Ama geldiğimiz noktada küresel desteklerde bunu destekliyor. Mesela bir Taksim’den Tahrir çıkarma girişimleri de oldu. Gezi’ye de gireceğiz ama bu darbe işi deniyor ki örneğin; Türkiye’de özellikle Ergenekon davasıyla ben bunu yorumlamanızı isteyeceğim, “Sisi çıkmaz Türkiye’den, artık bizde darbe dönemi kapandı.” Siz buna inanıyor musunuz? Şu anda Türkiye’nin benzer şeyler yaşayamayacağı, yani normal işte Mursi tarafından atanmış bir Genel Kurmay Başkanı veya işte bu sonuçla biz karşılaştık. Bir de bununla bağlantılı Ergenekon davası olmasaydı, örneğin deniyor ki, “Bizde de benzer şeyler yaşanabilirdi.” İnanıyor musunuz buna?

Sayın Süleyman Soylu: Ben tabi bunların hayallerini tasvir edemem. Yani her türlü çılgın çıkıp bir takım işleri gerçekleştirebilir veya gerçekleştirmeye çalışabilir. Önemli olan başarıp başaramayacağıdır! Bu Türkiye içinde bir konu olabilir, Dünya’nın başka bir ülkesi için Amerika içinde bir konu olabilir. Yani bunun için elinde silah olan güçlerin her zaman kendi silahlarını bu meşru güçlerde olabilir, meşru silahlı güçlerde olabilir, mafyatik güçlerde olabilir. Silahlarını iyilik için mi? Kendisine verilen görev için mi? Yoksa kendi iktidarları için mi yönelteceğini hiçbirimiz hesaplayamayız! Ama bizim bakışımız her zaman demokrasi hukuk devleti bağlamında olmalıdır.

Şunu açık yüreklilikle söylemek gerekir; Bugün AK PARTi’nin kuruluş yıldönümü ve 12. yıldönümü. Ben daha AK PARTi’ye gireli daha 9 ay oldu. Ama şunu net bir şekilde söylemem gerekir ki, Türkiye 10 yıldır o kadar olgun bir dönem geçirdi ki ve Türkiye 10 yılını gerek vesayet sisteminin sonlandırılması açısından, gerek kendi kurallarının yeniden belirtilmesi açısından, gerek Dünya ile entegre olması açısından, gerek kalkınması açısından, yine kendi özgüvenin inşaası açısından, gerekse hayat kalitesinin yükseltilmesi açısından öyle güzel bir 10 yıl geçirdi ki, bir taraftan maddi hedefleri, bir taraftan da moral hedefleri olan bir ülke oldu. Yani bunu sadece bu mesele üzerinden yorumlamıyorum, Türkiye’nin toplam kalite düşünmesi açısından, düşünce kalitesi açısından yorumlamaya çalışıyorum. Ve maddi hedefleri, mesela 2023’te maddi hedefleri var Türkiye’nin. Nedir? İşte 2 Trilyon dolar GSH’dır. 25 bin dolar kişi başına gelir seviyesi, %5 işsizlik haddi, bugün mesela 2018’e yönelik 5 yıllık Onuncu Kalkınma Planına da çekmiş. İşte Türkiye’nin 2002 yılında toplam bebek ölümü oranı 0,031 iken şimdi %0,007 seviyesine gelmiş.

Sayın Ömer Şahin: Ben aslında bunu ayrı bir başlık olarak söyleyecektim ama siz girdiniz, moral hedefi olarak değinin, Oradan herhalde Ergenekon Davası’na geleceksiniz.

Sayın Süleyman Soylu: Moral hedefte şu; Türkiye’nin bir taraftan 2053’e ait koyduğu, yani işte nedir o? 1453’ten tam tamına 600 yıl sonraya koyduğu ve 1071’ten tam 1000 yıl sonraya koyduğu, 2020, 2071’e koyduğu, kendi tarihiyle, kendi medeniyetiyle, kendi anlayışıyla ve kendi kimliğiyle, göreneğiyle, analesiyle geleceğe ait onu da yok saymadan maddi hedeflerinin ve moral hedeflerinin demokrasi, insan hakları ve kendi medeniyetinin kendisine vaaz ettiği anlayışa götürmeye çalışan bir yapıyı oluşturuyor. Burada kısa vadeli hedefleri var, orta vadeli hedefleri var ve uzun vadeli hedefleri var. İlk kez Türkiye böyle tablolarla karşı karşıya kalıyor.

Sayın Ömer Şahin: Şimdi bir nefes alın bir espri yapayım mı, deniyor ki AK PARTi’ye dönük tepki gösterenlerin göstermesinin bir sebebi de tepki gösterenlerin arasında bu hedefler olduğu da söyleniyor. 2023, 2053, 2071 dendiği zaman örneğin çok muhalif bir seçmen diyelim “Ben 2071’e kadar iktidar yüzü göremeyecek miyim!” Böyle bir şeyde var, moral demişken. Evet şu Ergenekon yani biz bu süreç yaşanmasaydı Ergenekon Davası, bunun da bir demokratikleşmenin bir parçası olarak görenler var. Acaba Türkiye Mısır vari olaylarla karşılaşabilir miydi?

Sayın Süleyman Soylu: Çok rahat karşılaşabilirdi. Mesela burada AK PARTi’nin, Türkiye’de 2007 seçimlerinden AK PARTi Türkiye’de her 100 kişinin 47’sinin oyunu aldı. Ama hemen akabinde biliyorsunuz ki ben Demokrat Parti Genel Başkanı olduğum dönemle de bir örtüşen bir dönem var o dönemde. AK PARTi için kapatma davası açıldı. Yani AK PARTi için kapatılması davası o gün de öyle söylüyordum şimdi de böyle söylüyorum, “Somut, haklı hiçbir sebebe dayanmayan, sadece demokrasinin, işte Ergenekon Davası’nın içerisinde de var ve Ergenekon Davası’nın içeriği de o delillerin önemli bir bölümüyle dolu, nasıl üretildiği? Nasıl karşı karşıya getirildiği ve nasıl imar edildiğine yönelik bir yapıyı bütün Türkiye takip etti.” Ve AK PARTi kapatılmak isteniyor, kapatılmak için mücadele ediliyor, sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 bir şekilde üretiliyor ve bu Anayasa’yla esdeş hale özdeş hale getiriliyor. Bu ara rejimin devam ettiği anlamına gelir! Yani 1960 darbesiyle başlayan ve ondan sonraki süreçte devam eden bu ara rejim mantığının, yani “Siz bu ülkeyi yönetemezsiniz! Siz muktedir değilsiniz! Siz işte köylerde rahmetli Menderes’in yanlışlıkla yorumlarla şehirleri birleştirdiği, onun ötesinden beri hakim, savcı, profesör, iş adamı, esnaf, tüccar, asker olmuş bir takım insanlarsınız. Ama haddinizi, hududunuzu bilin” dediği  “Bu ülkenin sahibi biziz” dediği ve bunu da İstanbul sermayesiyle şekillendirdiği ki onun hala semptomlarını görüyoruz. Yani hala bugüne yansımalarını da çok açık bir şekilde ortada net bir şekilde görüyoruz” dedikleri ve AK PARTi’ye de, hükümete de Türkiye’ye biraz önce söylediğim hem moral değerlere hem de maddi hedeflerini ortaya koyan ve bu konuda Cumhuriyet tarihi içerisinde yani üç temel kazanım var. Bana göre Türk’lerin tarihi açısından yani 1000 yıldır bu coğrafyanın içerisindeyiz, Türk’lerin tarihi açısından son 10 yıl, işte Menderes dönemini de sayabiliriz, bundan önceki parlak dönemlerini de sayabiliriz, en parlak dönemlerinden birisidir son 10 yıl! Bu başarıyla geçirilmiştir.

İki, İslam meselesi açısından da, İslam Dünyası açısından da etrafımızdaki İslam Coğrafyasına bakarsak net bir sonucu şöyle edebiliriz; İslam Coğrafyasında demokrasiyi, halkı kendi ülkesinin yönetimini bu kadar iyi mecz etmiş bununla beraber kalkınmayı bu kadar iyi gerçekleştirmiş bir dönem elbette ki bu tarih içerisinde, demokrasi tarihi içerisinde çok net bir şekilde bulunamayabilir! İşte Menderes Dönemi var ona da müsaade etmediler.

Üçüncüsü ise, Türk demokrasi tarihi açısındandır. Bakınız, kendisine yaklaşık bütün değerleri kendi içerisine almış, başka değerlerin yaşamasına müsaade etmiş, onların gelişmesine müsaade etmiş ve kendisiyle ilgili bu 1950-60 dönemi de dahil olmak üzere ondan sonraki ve ondan sonraki dönemde dahil olmak üzere, kendisini ifade eden bütün değerleri, olumlu değerleri şerefle taşımış bir 10 yıllık bir tabloyu hep birlikte görüyoruz. Buna elbette ki tahammül edemeyecek bir yapı söz konusudur! Yani buna tahammül edemeyecek, yani Üniversiteleri ele geçirmiş Türkiye’de, bilimi değil kendi siyasal fikrini ilerletmeye, kendi ideolojisini ilerletmeyi kendine en temel hedef olarak ortaya koymuş, yine bütün bunların yanısıra sermayeyi kendi çerçevesi içerisinde uluslararası distribütörlüğüyle birlikte yönetmeyi en önemli maharet olarak nitelendirmiş. Ve yine bunun yanısıra medya oligarşisinin yani sadece oligarşik sermayeyi değil ama medya oligarşisini de yönetmiş ve “Bu ülkenin sahibi biziz” diyen bir yapı söz konusu.

Şimdi Ömer Bey, niye benim çocuğum, bizim çocuğumuz niye çok iyi okullarda okusunlar! Niye ingilizce bilsinler! Niye Dünya’ya bir takım sahiplenmelere ortak olsunlar! Niye ülke’de bir takım sermayeye ortak olsunlar! Niye demokrasi denilen bir garabetle birlikte eciş bücüş insanlar Türkiye’nin iradesinde kendileri yol ortaya koyabilecek, Türkiye’nin idaresini yönetebilsinler!

Sayın Ömer Şahin:  1950’lerde olan, işte Hasolar, Memolar denen belki Demokrat Partiye, bu elitizm, jakobelizm veya haklı işte küçümseme, belki şeyde de vardır şu günlerde veya bu yıllarda artık bu geride kaldı diyemiyoruz mu hala?

Sayın Süleyman Soylu: Şöyle bir tablo gör yani, Şimdi Türkiye’nin en büyük holdinginin patronu olun siz örnekleyelim, en büyük holdingin patronu olun, siz insani bir şey anlatacağım şimdi, çok insani bir şey, en büyük holdinginin patronu olun, şimdi hükümet var, hükümet başkanı arkadaşınız, Amerika’daki en önemli sermaye grubundan birisi sizi arıyor, diyor ki “Türkiye’de şöyle bir meselemiz var bunun çözülmesi lazım!” Hay hay diyorsunuz, Başbakan’ı arıyorsunuz. Başbakan’ı arıyorsunuz ve Başbakan’a diyorsunuz ki, “Akşam bana bir yemeğe uğrarsanız şöyle bir mesele var görüşüyorsunuz, Başbakan uçağa biniyor sizi yemeğe uğruyor, bu bir imtiyaz mıdır? Yani sizin için muhteşem bir imtiyazdır.

Sayın Ömer Şahin: Evet. Bunlar yaşandı değil mi Türkiye’de siz rastgele söylemiyorsunuz!

Sayın Süleyman Soylu: Şimdi bütün bunlardan sonra bir Başbakan çıkıyor,

Sayın Ömer Şahin: Şimdi nasıl oluyor işler?

Sayın Süleyman Soylu: Şimdi o Başbakan’a, diyelim ki Bitlis’te bir engelli çocuk, ayağına protez yapmak isteyen bir engelli çocuk ulaşabiliyor ama menfaati için veya bu tip bir ilişki için veya bu tip bir diyaloğu kendisine Türkiye açısından prestij sağlayabilecek, o distribütörlüğünü devam ettirecek,…şimdi oradan telefon açıyor diyor ki, “Bizim şöyle bir işimiz var çözülmesi lazım!” irtibat o değil! İrtibatı normal legal kanallar kurmaya başlıyor.  Ve bu elbette ki Türkiye’de bir çok yapıyı rahatsız eder ve bugün temel rahatsızlıklarının temel rahatsızlığının sebebi Türkiye’nin normal ilişkiler cereyanını ortaya koymasıdır. Ve buna itiraz ederler.

Sayın Ömer Şahin: Normalleşme anormal gibi görülebiliyor.

Sayın Süleyman Soylu: Bunun Türkiye’deki gazetelere bu yapının Türkiye’deki medyası, Mısır’daki insanlık vahşetini çatışma olarak ortaya koyar! Savaş olarak ortaya koyar. Yani bunu hep beraber yaşıyoruz.

Sayın Ömer Şahin: Maalesef katliamı karşılıklı çatışma diye Batı medyası da verdi. Türkiye’de verenler oldu.

Sayın Süleyman Soylu: Karşılıklı çatışma Türkiye medyası! Yani Türkiye bu grupların tekelinde olan yapı ortaya koymaktadır. Şimdi bu eski Türkiye, Ergenekon davası eski Türkiye’nin üzerine onların bütün yaptıklarının, bütün mahiyetlerinin üzerine bir sünger çekmek davasıdır. Yani o fermuarı kapatma davasıdır. Onlarda bir delik bulup bu fermuarı açabilir miyiz? Yeniden Dünya’da ve Türkiye’de kurduğumuz ilişkileri kendi menfaatleri üzerinden yönetebilir miyiz? Bir tarafta 76 milyonun menfaati, kendi fikrimize sahip olabilir, bizi eleştirebilir, bize haksızlık yapabilir, hatta bize sövedebilir! Ama 76 milyonun menfaati, bir taraftan da dar bir burun ve Dünya’da kendisini tanımlamış bir takım egemenlerin Türkiye’deki ortaklarının menfaati! Kavga 10 yıldan beri budur! Ergenekon davasıyla ilgili sonuçlanan meseleyi Türkiye’nin insani, Türkiye’nin demokratik ve Türkiye’nin temel hak ve hürriyet ve hukuka yönelik fabrika ayarlarına geri dönme hakkı olarak görmek lazım.

Sayın Ömer Şahin: Peki, siz genel bir zihniyet olarak olaya bakıyorsunuz yani bir felsefi yaklaşım ama şu da deniyor “Eski bir Genelkurmay Başkanı yargılandı, işte Haberal var, Balbay var, çok simgesel bazı isimler var filan işte Veli Küçük’te o kategoriye konur mu?” deniyor örneğin veya “Falancayla filancayla kategoriye konur mu!” Veya “Hala ben neyle suçlandım bilmiyorum” diyen isimler var. Bu olaya nasıl bakıyorsunuz?

Sayın Süleyman Soylu: “Ben neyle suçlandım” diyenler samimiyetsizdir bir! Neyin ne olduğunu en iyi onlar bilirler. Türkiye’ye ne ayar vermeye çalıştıklarını filanda onlar bilirler. Ve Türkiye’nin başına hangi belayı açtıklarını da ve Türkiye’deki insanları nasıl gördüklerini de, dini nasıl istismar ettiklerini de, bulundukları alanları da nasıl istismar ettiklerini de onlar bilirler. Birincisi bu.

İkincisi de, şimdi bakın ben hukuk okumuş bir adam değilim. Ama bu dava Türkiye’de çok tartışıldı ve Türkiye’nin başına bu son 10 yıldır hükümetin başına, demokrasinin başına yani Türkiye’yi bugün domino eden kim? AK PARTİ. Ve Türkiye’de biraz önce söylediğim, bu haksız rekabete son vermeye çalışan parti kim? AK PARTi. Ve siyasal olarak, bunun siyasal temsilcisi, siyasal müştü, bunu ortaya koyan AK PARTi. AK PARTi’nin burada kuvvet kaybetmesini, güç kaybetmesini isteyen şu televizyon ekranlarında bile “Onlara her türlü bilmem neyi yapın, serbesttir” diye ortaya koyabilen bir mantığı sizin ve benim tartışmamızın maksadı bile bu tartışmayı, yani sizi dışarıda bırakarak söylüyorum ama ayıp sayar. Ben hukuk okumadım tekrar söylüyorum. Ama mahkemenin hâkimleri de, savcıları da, adalette gerekli kararı ortaya koymuşlardır. Evet, bu kararın hukuk açısından tartışılacağı yerler var mıdır? Elbette vardır. Nedir? Bir üst mahkemedir. Bunu ilk gün söyledim.

Sayın Ömer Şahin: AİHM boyutu var. Anayasa Mahkemesi boyutu var.

Sayın Süleyman Soylu: Yani Yargıtay’dır. Ondan sonra 12 Eylül 2010 Refarandumu’nda bu ülke bir karar daha verdi. Dedi ki “Size bir hak dava sağlıyorum, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru hakkı sağlıyor buna da hakkınız var, AİHM var. Sonra yine başka bir şey daha var; Bugün yapılan bütün araştırmalarda yani Ergenekon halkın gönlünde de, halkın vicdanında da, halkın terazisinde de mahkum olmuştur. Neler yapıldığı çok açık ortadadır. Yani bir sürü davalar, Balyoz, onun ötesinde İrtica ile Eylem Planı, Sarıkız, Ay Işığı, Yakamoz tuhaf tuhaf isimlerle ülkemizin insanı, ülkemizin gündemi sürekli meşgul edilmiş ve Türkiye’nin şu ilerleme hevesi, şu Türkiye’nin demokratikleşme hevesi, demokratikleşme hamlesi sürekli engellenmeye çalışılmıştır. Bunlar bu milletin gözünün önünde oldu ve bu millet feraset sahibi bir millettir. Ve bu milletin ferasetinin içerisinde, ferasetin aklının içerisinde gerçekleştirildi.

Sayın Ömer Şahin: Şunu ferasete sığdırmayanlar da var, Örneğin eski bir Genelkurmay Başkanı yıllarca da bu hükümet tarafından atandı, çalışıldı nasıl olur? Sorusuna ne cevap verirsiniz.

Sayın Süleyman Soylu: Şimdi bir şey söyleyeyim, insanların bulunduğu görevlerle, düşündükleri ve yaptıkları eylemler arasında her zaman bir denge kurmak mecburiyetimiz söz konusu değildir. Yani ben Sayın Genelkurmay Başkanı elbette ki hükümet ile çalıştı. Bir şekilde Ahmet Necdet Sezer’de hükümetle çalıştı. Daha önce hükümet ve 28 Şubat sürecinde de o günkü Anayasa Mahkemesi Başkanı, o günkü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı aynı şekilde hükümetle çalıştı. Hükümet onların yaptığı her eylemden sorumlu değildir! Ama her eylemi demokratik ve hukuki bir şekle uydurmakla yükümlü ve mükelleftir. Ha burada şöyle bir davranış, şöyle bir yaklaşım ve insani buluyorum; Elbette ki siz, bende burada bir hukuku konuşuyorum, yani bu hukukta bir ünsiyet, bir bağ gelişiyor. Şimdi bu bağ oluştuğu zaman insani olarak bu tip değerlendirmelerde bulunmayı da çok anormal karşılamamak lazım! Çok normal karşılamak lazım! Yani burada önemli bağ şudur: Hukuka müdahale ediyor muyuz? Etmiyor muyuz? Hukuka müdahale ediliyor mu? Hukuka müdahale edilmiyor mu? Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Ergenekon davasında göstermiştir! Kendine açılan kapatma davasında göstermiştir ki ve birçok davalarda göstermiştir ki Türkiye’de siyaset hukuka kendi istikrarı için, bakın kendi siyasal partisi istikrarı için ve kendi siyasal partisinin geleceği için kendi zihniyetin devamı için bir an bile müdahale etmemiştir! Tartışmalar bunun üzerinden yürümektedir. Kimin isteğine rağmen? Muhalefetin isteğine rağmen! Muhalefetin buna burada hep Anayasa’nın 138. maddesine sadık kalan ki bende yıllardan beri hep aynı düşünceyi ortaya koydum. Anayasa’nın 138. maddesine sadık kalarak, yani orada hukuku yönlendiren, hukuka baskıda bulunan, mahkemeleri yönlendiren, mahkemelere baskıda bulunan hiçbir değerlendirme bugüne kadar hükümet ve hükümet mensupları tarafından gerçekleştirilmemiştir! Gerçekleştirilmemiştir ki bu karar bir şekilde oradaki hakimlerin kendi vicdanı, kendi değerlendirmeleriyle verilmiştir. Doğrudur, yanlıştır bunu da değerlendirecek yine yargıdır.

Sayın Ömer Şahin: Peki, evet süreç devam ediyor, daha fazla da hukuki değerlendirme yapmıyorum ama siyasal sonuçlarına baktığımız zaman örneğin Sayın Haberal tahliye oldu, ismi de Türkiye’de bir siyasal oluşumlar içerisinde geçiyor. Örneğin: Merkez sağda yeni bir hareket de geçiyor veya daha farklı Cumhurbaşkanı adayı olarak olabileceğine dair söyleyenler var. Oradan bir siyasal hareket çıkar mı? Yani örneğin nasıl 28 Şubat bir mağduriyet oluşturmuştu, halk örneğin 28 Şubat’da destek vermedi, ona daha çok karşı olan siyasal partiler AK PARTi’de dâhil çok destek verdi. Bu sanki bir böyle benzeştirme yapmak isteyenlerde var. Bu bir mağduriyet olarak görülüp prim yaptırır mı o aktörlere, örneğin Haberal’a? Konuşulduğu için

Sayın Süleyman Soylu: Yani ben kişiler üzerinden girmek istemem tabi onların nasıl değerlendirmesi ama bir ilkeyi söyleyeceğim tabi yani. Kişiler üzerinden girmek istemem, böyle bir değerlendirme yapmak istemem. Kişilerinde zihinlerini de okumak istemem. Ne yaparlar, ne yapmak isterler ama orada daha önce değerlendirdiğimiz, düşündüğümüz şey aynıdır. Yani CHP’nin bir ayıbıdır! Yani Türkiye’de darbe davasıyla yargılanan insanları TBMM’sine taşıması bu bir ayıptır! Bu siyasi hayatımız içinde bir ayıptır! Yani siyasi hayatımız CHP gibi köklü Cumhuriyetin demokrasi ve çok partili siyasi hayatı ve tek partili siyasi parti içerisinde olan bir siyasi parti içinde bizim sürekli eleştirdiğimiz, sürekli yanlışlarını ortaya koyduğumuz bir siyasi partidir. Ama şu değerlendirmeyi kabul ederiz ki, CHP Türkiye’deki…

Sayın Ömer Şahin: Aday gösterildi, halk seçti deniyor örneğin Zonguldak’tan İzmir’den, Oda Milli irade baktığımız zaman. Cevap verirsiniz diye soruyorum.

Sayın Süleyman Soylu: Kim seçti yani, halkın önüne konuldu ve eğer siz milleti kamplaştırmaya çalışırsanız, siz milletin önüne, şimdi Zonguldaklıya sordular da mı aday yaptılar? İstanbulluya sordular da mı aday yaptılar? Hayır! Bütün bunların her birisi hayır! Bütün bu değerlendirmelerin tamamı hayır! Bunların tamamı ideolojik olduğu, siyasi kamplaşmayı ortaya koymak için ortaya koyduğu, rövanşizm içerdiği çok açık ortadadır. Çok açık ve nettir. Burada ilke önemlidir. Yani burada 1960 darbesinde, 1980 darbesinde darbeyi yapanlar halk tarafından meşru görülmüş ve ondan sonraki siyasi hayatlarına devam ettirilmişler mi? Ettirilmemişler midir? Ettirilmemişlerdir! İktidar olabilmişler midir? Halk onlara yönetme yetkisi vermiş midir? Vermemiş midir? Yani biz bunu başka yerlerde aramayalım, Avrupa’dan, Amerika’dan, Latin Amerika’dan, Güney Amerika’dan başka ülkeden aramayalım. Kendi ülkemizin yakın tarihindeki örnekleri söz konusudur.

Bakın, Milletle özdeşleşmeyen, kendi hesabını yapan, lobilerin hesabını yapan, menfaat gruplarının ve odakların hesabını yapanlar halk zihninden de, gönlünden de anlar. Ona da gerekli cevabı sandıkta verir! Total olarak gelebilirsiniz. Yani birlikte Türkiye’nin en sap kon partisi kurulabilir. Buda oy alabilir. Ama önemli olan buna bir şekilde milletin yönetme ehliyeti verip vermediğidir! Şimdi size yönetme ehliyeti vermiyor ise, sizi yıllardan beri muhalefet de tutuyor ise ve hala o tarihten itibaren AK PARTi 10 yıldan beri her süreçte oyunu yükseltiyor, yani %34,5, %44, %47, %49,5 bu banda taşıyor ise, sizi de mümkün olduğunca o alt bantlara doğru çekiyor ise, %23, %23,5 hep o safhada dolaşıyor iseniz bunun toplumsal bir karşılığı vardır, bunun bir okuması söz konusudur.

Sayın Ömer Şahin: Peki, Süleyman Bey biraz sonlarda hızlandırayım ben, şimdi cezaevi içi bir siyasetçi içinde aslında ön açıcı bir faktörde olabiliyor. Örneğin, düşündüm şimdi siz konuşurken, rahmetli Ecevit, rahmetli Erbakan, Demirel baktığımız zaman hepsi cezaevine girmişler. Sonra Başbakan’lıkta yaptılar biliyorsunuz. Sonra Sayın Başbakan cezaevine girdi Başbakan oldu. Şimdi siz kişiler üzerinden değerlendirme yapmıyorsunuz ama bir cezaevine girmiş olmak bu Ergenekon davasından sonra çıkmak bir prim yaptırır mı? İkincisi, siz buna mukabil şunu söylediniz, “Darbe davasıyla yargılanan insanların aday gösterilmesi ayıptır” şeklinde değerlendirme yaptınız. Yani bu konuda ben tekrar bir açmanızı isteyeceğim. Yani bu insanlar siyaset yapmasın mı?

Sayın Süleyman Soylu: Yapabilirler. Herkes yapabilir. Siyaset yapma hakkı var.

Sayın Ömer Şahin: Yani bu tahliye bir aklama sonucunu doğurmaz mı?

Sayın Süleyman Soylu: Siyaset yapmak tahliye bir aklama sonucunu doğurmaz! Kimse için doğurmaz! Bende olsam benim içinde doğurmaz! Netice itibariyle siz başka suçlardan da hüküm giyebilirsiniz. Halkın karşısına kendinizi ifade edip çıkabilirsiniz. Halk sizin hüküm giydiğiniz suçu kendi adından, kendi vicdanında, kendi gönlünden, kendi değerlendirmelerinde regal saymayabilir. Meşru saymayabilir. Görse bile Hayır! “Onu böyle tutuyorum, bunu böyle tutuyorum” diyebilir. Ama burada temel ayırım şudur; Bir taraftan yine hapse girebilirsiniz, bir milletim diye, değerlerim diye, insanım diye hapse girenler var, birde biz diye hapse girenler var. Yani kendi mensup olduğu sadece dar kesimi değerlendirerek hapse girenler var. Şimdi bu ikisi hakkındaki değerlendirmeyi halk yapar. Her zaman yapar.

Sayın Ömer Şahin: Yani biraz milli iradeye kast gibi görüyorsunuz.

Sayın Süleyman Soylu: Oradan bir kahraman filan üremez.

Sayın Ömer Şahin: Peki bir demokratik tövbesi yok mudur bu işin? Yani millet iradesine kast etmek veya darbe teşebbüsü iddiasıyla…

Sayın Süleyman Soylu: İsterim bakın, çok insani bir şekilde söyleyeyim. Ömer Bey çok insani şekilde söyleyeyim. Ama tecrübelerimden bana sorar mısınız? İzliyorum mesela, kimleri izliyorum? Televizyonlardaki bir takım enkırmenleri izliyorum, bir takım köşe yazarlarını izliyorum, bir takım bilim adamlarını izliyorum. Şimdi böyle bir fişleme yapmak istemem! Ama kendi kafamda da hepimiz yaşarız yani, karakterimizi, Ömer Bey nasıl bir insandır mesela değerlendiririm. Sizde beni değerlendirirsiniz. Çok garip bir şey var biliyor musunuz? Türkiye’de darbelere karışmış ailelerin çocukları enteresan bir şekilde genetik olarak devam ettiriyor. Ben size böyle 100 isim söyleyebilirim Türkiye’de. Şu anda hepsi meşhurlar ve hepsinin yani hepsinin babası, ailesi, annesi, amcası ya rahmetli Adnan Menderes’e, ya Türkiye’de bu Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne yönelik hadiseye kendi bedenini koymuş, ruhunu koymuş, vicdanını koymuş insanlara hakaret edenler, küfredenler ve bunlar korunmuşlar yıllarca Türkiye’de, hep iyi yerlerde olmuşlar.

Sayın Ömer Şahin: Sadece 27 Mayıs’la ilgili mi? Şimdi ters bir örnek aklıma gelmedi ben vermek istiyorum ama darbeci bir aileden de demokrat biri çıkmıştır mı diye düşünüyorum.

Sayın Süleyman Soylu: İstediğiniz kadar düşünün, yani istediğiniz kadar düşünün ve bunlar korunmuşlar.

Sayın Ömer Şahin: Darbecilik genetik mi yani birazda,

Sayın Süleyman Soylu: Bunlar korunmuşlar ve bunlar muhafaza edilmişler. Ve bunlar devletimizin, yani büyük devletimizin en önemli yerlerinde en kıymetli maaşlarla istihdam edilmişler. Bunlar Türkiye’nin yabancı misyonunda önemli temsil görevlerinde bulunmuşlar. Bunlar Genel Yayın Yönetmenliği yapmışlar, bunlar Türkiye’de üniversite de rektör olmuşlar, bunlar üniversitelerde önemli noktalarda öğretim üyesi olmuşlar, bunlar parlatılmışlar. Şimdi buradan,

Sayın Ömer Şahin: Peki bunu dış güçler mi yapıyor? Kimler yapıyor? Bir mekanizma mı var?

Sayın Süleyman Soylu: Buradan muradım şu, yani kendi içinde kurulan bağlar olabilir, sahip çıkma arzusu olabilir, bunların hepsi yaşanabilir, yaşanıyorlardır. Yani insani insani olmayan, mühendislik mühendislik olmayan, bütün unsurlar işin içerisindedir. Ve bu böyle devam edip gidiyor. Onun için oradan isterim, arzu ederim, insani olarakta isterim yani ne olacak! Kimin kime bir hakkı geçecek, kimin kime hangi birimiz bu toprağın üzerinde baki kalacak. Yaptıklarımızla, iyi niyetimizle, insanlığımızla, bu medeniyete olabilecek katkılarımızla varsa, Allah nasip ediyorsa, millet nasip ediyorsa bütün bunlarla gideceğimiz yerde belli. Belki şuradan çıkacağız yürüyemeyeceğiz. Ama Allah’ınızı severseniz ya! Bu memleket yıllardan beri bu insanlar çalışıyorlar, işçi olarak emek veriyorlar. Bu ülkenin tarım toplumu yıllardan beri anlının teriyle üretmeye çalışıyor, gayret gösteriyor. Olmadığı zamanda bu ülkeye katma değer sağlamaya çalışıyor. Yıllardır bu ülkenin sanayicilerini besleyenler bizim devletimiz, bizim hükümetlerimizin politikaları, yani Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin politikaları, yani yıllarca sanayicilerini beslediler, yıllarca büyüttüler, yıllarca bir yere getirdiler. Onların alt yapıyı, onların Türkiye’nin dışarıdaki rengini, yüzünü ağartmasını istedi bu millet! Döndüler marketçilik yaptılar, döndüler otoyolu ihalelerine girip bilet kesmeye çalıştılar. Şimdi ben siyasi olarak düşünmüyorum bunu! Ben bu ülkenin bir bireyi olarak ben bu işi kabul edemem! Etmem yani, etmem ben bu işi! Bizim sanayiye ihtiyacımız var! Bizim ileri teknolojiye ihtiyacımız var! Bizim 15 dolara, 20 dolara kilosunu ihracat yapabilecek hale ihtiyacımız var! Bizim her gün hayat kalitemizi yükseltmeye ihtiyacımız var! Yani bu kadar aç gözlülük içerisinde 1 m2’lik yerine imar verilebilmesi için bir savaş çıkarmayı göze alan mantıklar söz konusu Türkiye’de! Şimdi ben bunlara nasıl böyle bir adaletli değerlendirme yapabilirim. Ben bunlarla aynı sofrada nasıl kendi milletimi, kendi insanımı, kendi özümü düşünebilmeye çalışabilirim.

Sayın Ömer Şahin: Ama bunlar dediniz sınırlı bir kesim tabi, imtiyazlı ve sınırlı evet. Şimdi bu Gezi olayları tabi siz AK PARTi’de AR-GE’den sorumlusunuz, Genel Başkan Yardımcısı olarak bir analizini yaptınız. Belki çok geçmişe girmeyiz ama geleceğe dönük girelim. Şimdi Sonbahar yaklaşıyor, deniliyor ki “Eylül’de Ekim’de bir Sonbahar senaryosu beklentisi veya kaygısı var. Gezi olayı yaz dönemi, mola verdi, devam edecek. Değişik versiyonları ve Türkiye’yi karıştırmaya yönelik bazı eylemler olabilecek veya AK PARTi’yi direk hedef alan, bu konuda bilginiz, duyumunuz nedir Süleyman Bey?

Sayın Süleyman Soylu: Şimdi şöyle bir yorum yapalım; İtalya, Fransa, Portekiz, Güney Kıbrıs, bütün bunlar İngiltere,

Sayın Ömer Şahin: Ekonomisi çalkalanan ülkeler değil mi?

Sayın Süleyman Soylu: Tabi, yani işsizliği örneğin Euro bölgesinin %12 civarında, 19 milyon 20 milyon civarında borç bölü GSH’sı, bizim %36’larda iken onların %32’lerde. Amerika’nın bundan yaklaşık bir 18-20 puan daha yüksek. Şimdi bütün bunların tamamında, hatta 26 puan yüksek, özür diliyorum o %92, o %118, %116-%1118 bandında. Şimdi bütün bunların içerisinde orada da sokak eylemleri oldu. Yani Fransa’dan Gettolardan geldiler yaşadığımız İngiltere’de özellikle öğrenci kredileri için ciddi bir ayaklanma söz konusu oldu. Harçlar için ayaklanmalar söz konusu oldu.  Portekiz’de, hatta Güney Kıbrısta. Güney Kıbrıs kendisine borç vermeye çalışan Almanya’ya veya Euro bölgesine “Siz bizi faiz üzerinden sömürmeye çalışıyorsunuz” diye itirazları söz konusu oldu. Bunların hepsini yaşadık ve bunların kendine ait tematik bir sebebi vardı. Yani neydi? Bugün mısırda gördüğümüz felsefi yozlaşma olarak nitelendirdiğimiz, bir siyasal kriz olarak nitelendirdiğimiz, oraya bakışındaki abukluğu aynı zamanda ekonomide de başarısız bir şekilde yöneten ve bugün gelip duvara toslayan ve yaklaşık 2008 krizinden itibaren de patinaj yapan bir Avrupa ve Amerika tablosuyla karşı karşıyayız. Ve bütün bunlara yönelik olarakta içinde bulunduğu krizi çözemeyen sadece parakur politikalarıyla beraber yapmış olduğu bir takım ayarlamalarla kendine nefes hafızası açmaya çalışan bir yapılanmayla karşı karşıyaydık.

Sayın Ömer Şahin: Bu olaya sadece ekonomik boyuttan bakıyorsunuz galiba!

Sayın Süleyman Soylu: Burada siyasal boyutları da var tabi. Yani, burada bir ekonomik kriz var, burada belki de verdikleri hedefe ulaşamadıkları için bir siyasal kriz söz konusu ve işsizlik söz konusu, iflaslar söz konusu, gelecek adına da belirsizlikler söz konusu.

Şimdi Türkiye’ye dönüyoruz; şimdi Türkiye’de bundan 10 yıl önce iyi yani mesela bugün 2002’ye tekrar geri dönelim.

Sayın Ömer Şahin: 12 dakikamız var Süleyman Bey!

Sayın Süleyman Soylu: hemen toparlayım, 2002’ye geri dönelim. Ne arzu ediyoruz yani? 2002’den önceki Türkiye’yi mi arzu ediyoruz? Bir hayal edelim yani hafızamızı bir zorlayalım. 2002’den önceki Türkiye’de ekonomik krizleri mi, darbe senaryolarını mı, faili meçhulleri mi, hangi demokratik haktan bahsedebiliriz. Şurada Ankara’da sokakta yürürken polis çeviriyor, “Dön arkanı diyor” arıyorsun, bugün ise bambaşka! Türkiye’nin birçok vilayetinde olağanüstü hal var. Yani 1994-1995 Doğruyol Partisi yılları, ben iyi hatırlıyorum ilçe başkanı ve il başkanı olduğum yıllar. Yani Türkiye’de oradaki sivil iradeyi, o hükümetleri, Refahyol hükümetini ortadan kaldırabilmek için Türkiye’nin 14 vilayetinin 15 vilayetinin gazete girilemez hale geldiğini, doktorların gidemediği, öğretmenlerin gidemediği halini görmüyor muyuz! Hangi demokrasiden bahsediyoruz. Hepsinin şimdi bu Türkiye’de bugünkü demokratik yapıyı eleştirenler, hadi çıksın sorsunlar, ben tek tek listelerini verebilirim, hepsi Emniyet Müdürlüğüne müracaat edip tek tek koruma polisi talep ettiler. Öldürüleceğiz! Ne olursunuz o günden itibaren başladı,

Sayın Ömer Şahin: Meslektaşları kastediyorsunuz yanılıyor muyum!

Sayın Süleyman Soylu: Tabi tabi! Neden oldu bu işler? Neden yapıldı? Şimdi ise birçok kendisiyle ilgili hakikaten son zamanların süreçlerinde birçok davanın konusu olmamış insanların önemli bir bölümü İstanbul’da metrobüslerle gelip gidiyor, metro ile gelip gidiyor. Yani Türkiye’de hangi demokratik süreçte bir tehlike, bir tehdit oluştu! Türkiye’de ihtilaflar var! Kürt meselesi ihtilafı var, alevi meselesi ihtilafı var. Bu benim şahsi düşüncem. Bakınız ben alevilerin çoğuyla yoğun yaşadığı bir yerde yerel siyaset yaptım. 4,5-5 yıl boyunca.

Sayın Ömer Şahin: Gaziosmanpaşa mahallesinde,

Sayın Süleyman Soylu: Tabi koyun koyuna yaptım. Gazi Mahallesi bizim şeyin içerisinde. Dostlarımız, oradaki dedelerle yakınlıklarımız, ahbaplarımız oldu. Bakınız bu benim tespitimdir! İtirazları olanlar olabilir. İki dönem vardır alevilerle ilgili, Türkiye’de rahat şekilde kendilerini ifade edebildikleri ve kimliklerini saklamadıkları ve gizlemedikleri 1950-60 ve bu son 10 yıl! Kendilerini rahatça ifade edebildikleri, hamle yapabildikleri!

Dönelim, ihtilafımızın diğer meselesi olan kürtler meselesine. Yani Türk’leri Türkiye’yi ihtilaflarla yönetmeye, Türkiye onunla ilgili tamda sessiz bir devrim gerçekleştirdi. Hem de çok önemli devrim gerçekleştirdi.

Sayın Ömer Şahin: Yani bütün bu anlattığınız eylem için bir haklı gerekçe yok! Noktasına geliyorsunuz siz. Buna rağmen ben hızlandırayım Sonbahar’da ne bekliyorsunuz? Sizi kaygılandıran bir şey var mı? işte okullar, stadlar, belirli hazırlıklar olduğu gözleniyor, söyleniyor..

Sayın Süleyman Soylu: Ben hiçbir şey beklemiyorum. Hiç beni kaygılandıran bir şey yok! Yani çok net söyleyeyim. Beni, bakınız Türkiye’de her şey yapılabilir, beni kaygılandıran bir şey yok! Hiç bir meseleyle ilgili kaygılanıyor değilim. Ha demokrasi mücadelesi verilir, Türkiye 28 Şubat’tan da geçti, Türkiye 1980 darbesinden de geçti, bugünkü hükümetin baktığı bir çizgi vardı, “Demokratik meşruiyet ve hukuki meşruiyet” bu iki çizgi içerisinde, bu iki çizgi üzerinden bakar ve bütün meseleyi kamu düzenini, hükümetin temel bir görevi vardır, kamu düzenini sağlamakla mükelleftir. Ben vergi veriyorum, sizde vergi veriyorsunuz. Ben bir tüccarım direk vergi veriyorum. Sizde maaşınızdan vergi veriyorsunuz, aldıklarınızdan vergi veriyorsunuz, en direk vergiler veriyorsunuz, bizim hakkımızı korumakla mükelleftir hükümet. Benim demokratik alanımı muhafaza etmekle mükelleftir. Benim özgürlük alanımı muhafaza etmekle mükelleftir. Eğer benim özgürlük alanımı muhafaza etmezde üç beş tane isyan planlayan, Türkiye’nin huzurunu bozmaya çalışanlara beni mahkum ederse, beni teslim ederse ben hükümetin Başbakanı’nın yakasına yapışırım. Görevde olan herkesin yakasına yapışırım. Herkesin de yakasına yapışma hakkı vardır. Türkiye’de çocuğunu okula gönderen velinin, üniversiteye gönderen velinin, stada evladını gönderip orada bir şekilde oradan bir şekilde haz almasını sağlayan annenin kafası arkada kalmamalıdır, askere evladını gönderdiği gibi! Askere evladını gönderdiği gibi!

Şunu açık yüreklilikle söyleyeyim, Türkiye 2023 hedeflerine çok açık bir şekilde kendisini angaja etmiştir. Eylül’de şu olacak, Ekim’de şu olacak, Kasım’da şu olacak! Bizim angaja olduğumuz mesele,”Türkiye’yi büyütmektir, Türkiye’yi kalkındırmaktır, Türkiye’yi zenginleştirmektir, Türkiye’yi demokratikleştirmektir.”

Sayın Ömer Şahin: Süleyman Bey siz söylediniz, hatırlattınız, İstanbul’da hem ilçe bazında hem il başkanlığı da yaptınız Doğruyol döneminde. Yani Karadenizlisiniz ama İstanbul’da doğan bir İstanbul’da siyaset yaptınız. Şimdi bu Gezi Olaylarında bir İstanbul Büyükşehir Belediye mücadelesiyle bir bağlantısı var mı sizce?

Sayın Süleyman Soylu: Bakınız, istikrarsızlaştırmayla ilgili mücadelesi var! İstanbul sermayesinin 28 Şubat’ta olduğu ve 27 Nisan’da olduğu gibi askeri tahrike yönelik bundan sonuç elde edememesiyle ilgili var! Her şeyi açık söylüyorum. Her şeyiyle ilgisi var. Biz bu konuda kodların tamamını biliyoruz. Biz bu olaylar içerisinde sıcak yaşadık. Neyle karşı karşıya kaldığımızı biliyoruz. Televizyonda çıkıp yorum yapanlar, Türkiye’de köşelerinde yorum yapanlar, yani oradaki kendi ideolojileri üzerinden bir şekilde bugüne kadar yenemedikleri bir iktidarı mağlup etmeye çalışanlar, yani bunun 1960 darbesi Türkiye’ye getiren 555 K olayından ne farkı var? Yani oradaki masumiyet ifade eden,

Sayın Ömer Şahin: Mayıs Kızılayı değil mi?

Sayın Süleyman Soylu: Evet! Yani ondan ne farkı var? Veya bu olayları hep beraber yaşamadık mı? Ömer Bey orada Türkiye’nin en büyük gazetecilerinden birisi olduğunu iddia edenler, bütün yurt dışına, bütün Türkiye’ye ülkemizin her tarafına kendi cep telefonları üzerinden twit’ler gönderip “Burada onlarca, yüzlerce, binlerce insan gözlerinin önünde öldürülüyor” demediler mi?  Bunu 1960 darbesine giden süreçte yine eşleştirme yaparak söylüyorum, İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin kıyma makinesine atıldığı ve kıyma yapıldığıyla ilgili ne alaka! Bugün bölünme paranoyalarını, bölünme senaryolarını ortaya koyanlarla o gün “Kars’ı, Ardahan’ı Adnan Menderes sattı Rusya’ya” demekle ne alakası var. Ne farkı var! Aynı şeyler. Türkiye bunları gördü. Ama onların görmediği, Türkiye’ye hala bu kodlarla tarif etmek isteyen insanların görmediği bir tek şey var: Türkiye eski Türkiye değil! Bakınız, Türkiye eski Türkiye olsaydı sürdürülebilir bir hal alırdı. Türkiye eski Türkiye olsaydı milyonlarca insan bu ülkenin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sahip çıkmazdı. Türkiye eski Türkiye olsaydı ve Türkiye’de haksızlıkla, Türkiye’de 800 bin gazete var. Saydım. Sabahtan akşama kadar 800 bin traj yapan gazete var. Sabahtan akşama kadar hükümete küfrediyorlar ve sövüyorlar. Bak 800 bin merkez medyayı saymıyorum. Yani bütün merkez medyayı çıkararak sabahtan akşama kadar her türlü ağır eleştiriyi, eleştirinin de ötesinde her türlü şeyi söylüyorlar. Hangi demokrasiyi arıyorsunuz ya! Rahmetli Menderes’in yakasına yapışan dedi ki, “Demokrasi arıyorum” dedi ki, bundan daha fazla demokrasi mi olur yani Başbakan’ın yakasına yapışıyorsunuz. Her türlü edepsizliği, her türlü haksızlığı, her türlü seviyesizliği demokrasi çizgisi içerisinde göstererek güya, mış gibi göstererek ortaya koyacaksınız, ondan sonra Türkiye’deki bugün demokratik kazanımları, güya demokratik meşruiyet adı altında ortadan kaldırmaya çalışacaksınız. Buna bu millet müsaade etmeyecektir.

Sayın Ömer Şahin: Peki, maden İstanbul dedik, bu Bayram sonrası tabi yerel seçim adayları da yavaş yavaş açıklanacak, İstanbul adayınız kim olacak diye sormayacağım. Şu an öyle bir kimsenin bilemeyeceği bir noktadayız galiba. Bu CHP içinde geçerli ama şöyle bir havada oluştu işte bu olayların AK PARTi’nin acaba İstanbul’daki şansına, bu çok favori bir partiydi azaltır mı? Azalttığını iddia edenlerde var. Veya Sayın Meclis Başkanıyla ilgili, birde Sayın Sarıgül’ün örneğin aslında bir Gezi ruhu denen veya bunu iddia edenlerde var. Oranın yani Gezi’den belki bir parti, veya bir akım çıkacağı, Sayın Sarıgül’ün müthiş bir rüzgar estirip AK PARTi’yi belki yenebileceği gibi bir iddialarda var. Ne diyorsunuz?

Sayın Süleyman Soylu: Ömer Bey tematik bir alt yapısı olsaydı bu hadisenin, bu dediğiniz çok rahat bir şekilde konsolide edilebilirdi.

Sayın Ömer Şahin: Geziden bir iktidar çıkar mı yani?

Sayın Süleyman Soylu: Yani bir konsolide edilebilirdi. Yani çünkü maddi sonuçları da var. AK PARTi uzun zamandan beri Türkiye’de belli bir siyasi zeminde duruyor ve mağlup edilemiyor, önümüzdeki dönemlerde de mağlup edilemeyeceği konusunda da bir beklenti söz konusu. Burada eğer bir mağduriyet oluşsaydı karşı tarafta ve bu mağduriyet üzerinden bütün siyasi partiler bunu konsolide edebilme şansına sahip olabilselerdi, ben size şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki “Buradan bir ruh oluşabilirdi.” Bu ruhlarda böyle oluşur zaten. Ama burada o ruhu oluşturabilecek bir samimiyet yok. Şimdi bakınız, Dünya’daki en kötücül bir hareketlerde bile bir samimiyet aranır. Yani Necip Fazıl’ın taş ile ilgili bir benzetmesi vardır ya, “İnan bu taşa inan” Şimdi orada bir samimiyet ruhu söz konusuydu. Orada bir çıkarcı, yani orada bunu daha önce konuştuk. Tabi bunun Gezi’nin birkaç bir iki gündeki hadiselerinden sonrası için bunu söylüyoruz.

Sayın Ömer Şahin: Burada şunu da birleştirelim, örneğin CHP’nin İşçi Partisi’nin bir seçim ittifakı işte MHP’yi katar mıyız? Bu da gündeme geldi bu sizi…

Sayın Süleyman Soylu: Hiç kendimizi zorlamayalım. Ben rakamları söyleyim. Yani AK PARTi’nin İstanbul’da en yakınıyla arasındaki puan farkı 20 puanın üzeridir bir.

İki, yine başka bir iddiayı daha söyleyim size, 29 puanda AK PARTi’nin şu anda anamuhalefet partisi arasındaki farktır.

Sayın Ömer Şahin: Ama 20 puan dediniz ve ikinci parti CHP’dir.

Sayın Süleyman Soylu: Bu İstanbul, bak İstanbul, İstanbul’daki aramızdaki fark 20 puanın üzerindedir. Yine başka bir iddiayı daha söyleyeyim, yani bu 29 puan bizim bugün yarın Genel Seçim yapılsa aramızdaki CHP’siyle olan puan farkı. Hatta 29,5 puan. Şimdi bakın,

Sayın Ömer Şahin: Rakamları da verin o zamanda bitirelim bunu çünkü iddialı bir cümle oldu.

Sayın Süleyman Soylu: Hiç iddialı bir iş değil! Ömer Bey benimle konuşuyorsunuz. Ben 2007 Seçimi sonuçlarını seçimden 1 ay önce ortaya koymuştum. Hiçbir zaman hissi bu konularda seçim sonuçları konusunda hissi konuşmam. Hiç hesapta yapmam. Demokrat Parti Genel Başkanı olduğum gün seçimden 20 gün 25 gün önce Türkiye’nin bir Başbakanı havaalanında gördü beni, “Kaç alacaksınız” dedi. Dedim ki şu anda 3,2’yiz seçimi 3,9’la bitireceğiz, 3,9’la bitirdik. %58’i Türkiye’de bunu kendimize anlatmakla söylemiyorum, ben tahmin etmedik rakamlar üzerinden söyledim, %47’yi 2007’de rakamlar üzerinden söyledik. Şimdi hiç böyle rakam olmadan bu bilimsel bir iştir. Önümüzde seçim var, elbette ki milletimizin takdiridir. Ama ben bugünkü tabloyu söylüyorum. Bugünkü süreç sonrasında milletimizin takdiri! Onun için önemli olan AK PARTi kendi politikalarını, AK PARTi adaylarını, AK PARTi kendi sürecini bugüne kadar getirdiği tablo ve çerçeve içerisinde devam ettirdiği sürece inanın ne İstanbul’la ilgili, ne Türkiye’nin başka vilayetleriyle ilgili, göreceksiniz ben yaklaşık 9 aydır 60 küsur vilayete gittim, 130’da vilayet ziyaretim oldu. Bunun da önemli bir bölümünü Batı’da, yani Türkiye’nin Batı kısmında gördüm. 2014 Mart seçimleri Türkiye’de bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonrada milletimizin kendi iradesini ortaya koyduğu ve kendi adına mücadele edenlere destek verdiği bir seçimler olacaktır. Bunda hiçbir endişemiz söz konusu değildir.

Sayın Ömer Şahin: Son cümleniz, “29 puan öndeyiz” dediniz, yarın bu iddianız tartışılacak. Teşekkür ederim tekrar.

Sayın Süleyman Soylu: Yani Genel Seçim olursa Türkiye’de 29 puan öndeyiz, 20 puanın üzerinde de İstanbul’da öndeyiz.

Sayın Ömer Şahin: Peki çok teşekkürler. Evet, sevgili seyirciler AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Süleyman Soylu’yla Genel Gündemi değerlendirdik. Sayın Soylu’ya tekrar teşekkür ediyorum.